M.B.K.

Hayata bakmanın türlü yolları vardır; bazıları yanlış, bazıları doğru, bazıları yıkıcı, bazıları kurucu. Ama hepsi bir ağırlık taşır. "Pozitif bakmak" ise çoğu zaman bir bakış değil, bakmaktan kaçınmanın yumuşak bir adıdır.
Hayata pozitif bakmıyorum. Çünkü ben hayata bakmayı değil, yaşamayı seçtim. Ayrıca negatif bakarken öğrendiklerimi hiçbişeye değişmem.
Bir davranışın, iletişim biçiminin ya da ilişkinin içindeki sahtelik ortaya dökülüveriyor; gerçek yüz görünür oluyor, inandırıcılığı kalmıyor. Ama ardından tuhaf bir şey oluyor: Ortaya çıkan o hakikati gerçekten yaşamamış, o deneyimin içinden geçmemiş bir kitle hemen o dili sahipleniyor. Sanki yıllardır o farkındalığa sahipmiş gibi konuşmaya başlıyorlar. Özellikle kadın-erkek ilişkilerinde bunu çok görüyorum son zamanlarda. Kadınlar erkeklerin, erkekler kadınların manipülasyonlarını, ikiyüzlülüklerini ifşa ettikçe; bazı insanlar bu ortaya çıkan doğruları bir kimlik aksesuarına dönüştürüyor. O yaşanmışlığın özgünlüğünü kendilerine mal ediyorlar. Hatta bazen meseleyi gerçekten anlamaktan çok, iyi kullanıyorlar.
Hayatta kendinizi sevdirmek, flört etmek ve varlığınızı insanlara dayatmak dışında anlam arayan ve üreten bir yanınız yoksa, sohbet edilmeye değmezsiniz. Görünür olabilirsiniz; fakat derinliksizsiniz. Farklı, havalı ya da özel değilsiniz. Profilinize “çiçek, böcek, şair” yazmanız ilgimi çekmiyor. Bu etiketlerin arkasına saklanarak takip isteği göndermek, zorla flörtöz bir temas kurup diyalog açmak; basit ve değersiz. Özeller sürüsü içinde, sıradan bir özelsiniz. Empati ve özgüven yoksunluğu içinde başkalarının aynasında kendinizi seyretmek artık ilkel bir format. Kimse bu anlamda sizin nesneniz olamaz. Sizi değerli kılan nedir? Hayata, insana kattığınız; ürettiğiniz somut kıymet nedir?