Zaman geçtikçe,birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken,vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık,bu da yetmiyormuş gibi,gözlerimizi içimizi gören bir aynaya dönüştürdük,sonuçta gözlerimiz ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi
Bu huzur verici keskinliğin altında yine de bir kuşkunun boğuk sızısını algılıyordu,belki de aldatıcı bir düştü bu,kendini hangi gerçekliğin beklediğini şu an için bilemediği bu düşten er geç uyanacaktı
Kitap genel olarak salgın olarak başlayan ''Beyaz felaket'' adında bir körlükten bahsediyor.Yazar bu körlükten beslenerek zihnimizde ki körlüklere değiniyor.Gören körler olarak insanları niteliyor ve asıl körlüğün zihinde olduğundan bahsediyor.Körde olsa insanların yine aynı insanlar olduğunu,yine bir üstünlük kurma çabası içine girdiğinden bahsediyor.Kitapta en ilginç bulduğum yerlerden biri şehir isimleri ve insan isimleri yok sadece sıfatlarınızla varsınız.Nasıl göründüğünüzle,mesleğinizle bir bireysiniz.Fakat isim olmasından daha çok akılda kalıcı olduğunu fark ettim-en azından benim için öyleydi-.Kitabı genel anlamıyla beğendim...
Acaba iyi bir şey olacak mı?Hayır,dedim kendime.İyi şeyler birden bire olur; bu kadar bekletmez insanı.Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar.Ya da hiçbir şey çıkmaz.