Günaha meyilli bir hayat yaşadım, çünkü günahı hor ve küçük gördüm. Sevap için didinmeyi de bir şeyleri yapıp yapıp dizmeyi de sanki biraz küçük gördüm. Bir dağ başındakini ziyaretimle ve başını okşamamla memnun etmeyi ya da bana bir benzerinin yapılmasını iki insan alışverişine ve dünya soluklanmasına yakıştıramadım. Sonra duyulan göğüs genişlemelerini çok suni teneffüs gördüm. Ertesi gün gene tıkandım. Hani Âdem cennette meyveyi yemeden çıplak olduğunu bilmeden buna sebep utanmadan dolaşıyormuş ama meyveyi yiyince Tevrat’ın yalancısıyım gözü açılmış, bilmeye ve utanmaya başlamış ya burada da bilmek azcık da olsa çıplaklığını görmeye ve bir türlü kapanamamaya, utanmaya ama bir türlü şeref bulamamaya komşu oluyor. Günaha meyilli yaşadım, bu benim başımı ve belimi eğdi, sözümü ve sesimi kıstı. Kendi günahımla sanki terbiye oldum, onun suyunda piştim, kendiminkinden başka da değil mi ki zaten bulamadım. Günah işlediğini bilerek işlemeyi, daha doğrusu onun içinde, kenarında durmayı dışarıdaki mağrur duruştan daha iyi belledim. Bilememek kötüdür değil mi, bilse yapmaz denir, bilip de korkup da utanıp da yapan nedir peki, yoksa ona ben mi denir?
Sayfa 169 - İletişim Yayınları