Acının dorukları ile uçurumları arasında inip çıkan bir sarkaç tır yüzüm.İçine yalnızca kendini çeken bir sünger gibi dolup boşaltır gözeneklerini.Boğuluyorum. Yaşamın bütün efsanelerine uğradım; elimde bir tek tüy kaldı o Anka kuşundan. Umut etmek, her şey karşın kendi küllerinden doğmaktır belki.Ama ben kendimi yaktığımda, dağıttı küllerimi boran. Zerreciklere bölündüm, birleşmeye çabaladıkça dağılıyorum şimdi.
Ey sularda yitirdiğim yüzüm ! Ey bilinmeyen bölgeleri gösteren harita ! Kucağıma seriyorum seni.Koyulaştırıyorum dağlarının, ırmaklarının, uçurumlarının çizgilerini.
Artık her şeyi bütün kesinliğiyle, bütün gerçekliği ile yaşamanın zamanıdır.Yalan söylendi yıllar boyunca bana - ne kadar çok- ne kadar ..
Aldanışların ufkunda dünyanın rengi maviydi
Acının enlem ve boylamlarında gidip gelen bir gemidir yüzüm.
Fırtınası kendinden,Pusulası kendidir.Bir şeylerin vakti geçti artık, nelerin bilmiyorum. Göğümde dondu karanlık. Bir urgan kendini bağladı. Süte irin karıştı ...
Ağır aksak adımlarla yürüyen gece
Bana bir şeyleri anımsatıyor
Boynu uykudan arasıra düşerek
Pencerenin kanatlarına yaslanmış bir anne
Kuytu, karanlık bir yolda
Kocasının ayak seslerini arıyor
Bir çocuk, sedirin üstünde yüzünü ders kitabına gömmüş
Saate bakıp, geceyi dinleyip
Kitabından bir yaprak çeviriyor.