”Ah!” diye kükredi Aslan. “Beni ikna ettiniz. Kalpleriniz çok geniş sizlerin. Bastıbacak, gururun nedeniyle değil ama senin ve arkadaşlarının birbirlerine duyduğu sevgiden ve dahası, uzun zaman önce Taş Masa üzerinde beni bağlayan ipleri kemirmekle bana gösterdiğiniz nezaket nedeniyle (bunu çoktan unuttunuz ama siz o andan itibaren konuşan fareler olarak yaşamaya başladınız) kuyruğuna kavuşacaksın.”
“Hoş geldin Prens” dedi Aslan. “Narnia kralı olmak için kendini yeterli görüyor musun?”
“Sa – sanmıyorum, Sör” dedi Caspian. “Ben henüz bir çocuğum.”
“Güzel” dedi Aslan. “Kendini yeterli hissetseydin, bu, hazır olmadığının kanıtı olacaktı. İşte bunun için bizim ve Yüce Kral’ın emrinde, Narnia Kralı, Cair Paravel Lordu ve Issız Adalar’ın imparatoru olacaksın.”
“Bu mu senin planın Nikabrik? Kara büyüyle lanetli bir hayaleti geri çağırmak. Şimdi yoldaşlarının kim olduğunu daha iyi anlıyorum – bir kocakarı ve bir kurtadam!”
Sıkıntılı bir bekleyişten sonra derin bir sesle, “Susan” dedi. Susan hiç cevap vermedi. Diğerleri onun ağladığını sandılar.
“Korkularına teslim oldun, çocuk” dedi Aslan. “Gel, soluğumu hisset. Unut onları, şimdi cesur musun?”
“Evet, Aslan” dedi Susan.
“Ya bir gün dünyamızdaki, yurdumuzdaki insanlar, insan görünümü altında, aynı buradaki hayvanlar gibi için için vahşileşirse, kimin ne olduğu anlaşılmazsa ne olacak? Korkunç değil mi?”