Öyleyken bu insanlara imreniyor, onlara ne çok benzerse içindeki imrenme duygusu da o kadar büyüyordu. Onlarda bulunup kendisinde eksik olan bir şey vardı, bu yüzden imreniyordu onlara, bu insanların hayatlarına verdikleri öneme, sevinç ve korkuları coşkuyla yaşamalarına, o bitip tükenmeyen sevdalanmalandaki ürkek, ama tatlı mutluluğa imreniyordu. Kendi kendilerine, kendi kadınlarına, çocuklarına, onura ya da paraya, planlara ya da umutlara sürekli sevdalanmış durumdaydı bu insanlar.
"Sen de benim gibisin, insanların büyük çoğunluğundan farklısın. Kamala'sın sen, yanlızca Kamala; içində dingin bir yer, sığınılacak bir yer var, ne zaman istersen benim gibi oraya çekilebilir, kendini kendi evinde hissedebilirsin. Pek az insanda vardır bu, oysa herkes buna sahip olabilir."
"Bütün insanlar akıllı değil," diye cevapladı Kamala.
"Hayır," dedi Siddhartha, "akıllılıkla ilgisi yok bunun. Örneğin, Kamaswami de benim kadar akıllı, ama böyle bir sığınak yok içinde. Oysa bazı insanların küçük çocuklarınki kadardır aklı, öyleyken böyle bir sığınak vardır kendilerinde. İnsanların büyük çoğunluğu Kamala, düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgârın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar vurarak iner yere. Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgâr varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar."
"Düşünebilirim. Bekleyebilirim. Oruç tutabilirim."
"Hepsi bu kadar mı?"
"Sanırım bu kadar!"
"Peki, bunlar neye yarar? Orucu alalım örneğin, ne yararı var bunun?"
"Hem de çok yararlı şeydir, efendim. Yiyecek bulamayan birinin yapabileceği en akıllıca şey oruç tutmaktır. Siddhartha oruç tutmasını öğrenmeseydi, senin ya da
bir başkasının yanında mutlaka iş bulup çalışacaktı bu gün, açlık buna zorlayacaktı onu. Ama oruç tutabildiğine göre rahatlıkla bekleyebilir, sabırsızlık diye bir şey bilmez, sıkıntı çekmez hiç; açlık denen şey isterse uzun zaman çullansın başına, o yine gülüp geçer. İşte buna yarar oruç, efendim."