"Söyler misin bana, sevgili dostum, oğlunu terbiye ediyor musun? Zorla bir şey yaptırıyor musun ona? Onu dövüyor, onu cezalandırıyor musun?"
"Hayır, Vasudeva, hiçbirini yaptığım yok bunların."
"Farkındayım, yapmıyorsun. Onu zorlamıyor, onu dövmüyor, ona emirle bir şey yaptırmıyorsun. Biliyorsun çünkü, yumuşak sertten güçlüdür, su kayadan güçlü, sevgi zorbalıktan güçlüdür. Çok iyi bir insan, övgüye layık birisin. Peki, onu zorlayıp cezalandırmadığını sanmakla yanılmıyor musun acaba? Sevgi bağınla onu bağlamıyor musun? Onu her gün utandırmıyor, iyi yürekli ve sabırla davranarak onun işini daha da güçleştirmiyor musun? Onu, bu kendini beğenmiş ve şımarık çocuğu, bir kulübede muzla karınlarını doyuran, pirinç bile kendileri için lüks bir yiyecek sayılan, düşünceleri onunkine hiç benzemeyen, kocayıp sessizliğe gömülmüş yürekleri onunkinde başka türlü çarpan iki ihtiyacın yanında yaşamaya zorlamıyor musun? Bütün bunlarla oğlan zorlanmış ve cezalandırılmış olmuyor mu?"