Bu duruma bilmeden neden olan Baron, gözü ondan başkasını görmeyen bu kadının tuhaf değişimini en az fark eden kişiydi; öyle ya, kim dönüp kendi gölgesine bakardı ki? Gölgesinin sadakatle sürünerek ve sessizce adımlarının arkasından geldiğini hissederdi insan, bazen bilincine varmadığı bir dilek gibi önünden acele ettiğini de bilirdi, ama gölgenin parodi yaparcasına aldığı biçimleri gözlemlemeye ve bu çarpıtılmış şekillerin içinden kendi varlığını seçmeye çalışması çok nadirdi.
Bu rastlantısal dürtüyle birlikte, iç dünyasında kademe kademe artan kasılmalar ve hareketlenmeler başladı, derken içinde önceleri kabaca, sonra gitgide açık biçimde ortaya çıkan yepyeni bir duygu oluştu; bir köpeğin çevresini saran bütün iki ayaklı canlılar arasından birinin kendi sahibi olduğunu hiç ummadığı bir günde kavraması gibiydi bu: Köpek o andan başlayarak efendisinin peşinden koşar, yazgısının ondan üstün kıldığı canlıyı kuyruğunu sallayarak ya da havlayarak selamlar, ona gönüllü itaat eder ve izi peşinde uysalca adım adım giderdi.
Ama bu tuhaf sokaklar yalnızca geceleri yaşarlar, gündüzleri boz rengi soğuk maskeler takınırlar ve bu maskelerinin altından onları yalnızca bilenler tanır.