Onun varlığındaki hangi cevherin beni
pençesine aldığını saptamak mümkün
olabilseydi bunun gözleri olduğunu
söylerdim rahatlıkla. Görünüşte gözlerinin
öyle sıra dışı bir özelliği yoktu. Büyüleyici ve
tedirgin edici olan, onun gözlerine verdiği
(ya da vermeyip dışarıda bıraktığı) havaydı.
Her zaman karanlık olsa da gözleri bazen
birden alev almışçasına parlar ya da yalnızca
için için yanıp dururdu. Arada bir alevden
oklar attıkları da olurdu. Ya da hiçbir ifadeye
bürünmeden sönüp giderek varlığının kuytu
köşelerinde yiterlerdi. Neşeliyken bile gizli
bir hüzün vardı gözlerinde. Onu korumak
ister gibi bir duyguya kapılırdım, ama