Dilara

Sovyet vatandaşları için hazırlanan bir rehberde en yüksek vazifenin işçi sınıfına sadakat olduğunu okuyoruz. Bu "en yüksek vazife" söylemi ahlâki değil, siyasi bir temele sahiptir. Ancak bir iktidar kendi kendisini işçi sınıfının menfaatlerinin temsilcisi veya ifadesi ilan ederse, en yüksek vazifenin bu işçi sınıfına sadakat olduğu sonucu kolayca çıkarılır. Stalin'in suistimalleri böyle başlamış ve tam da bu şekilde gerçekleşmiştir. Daha yeni tarihli bir örnek: Macaristan'da liselerde okutulan bir Marksist etiği kitabında (1987 yılında geçerli ders kitabı) şu cümle geçmektedir: "Çocuklar hiçbir şekilde annelerini öldüremezler, annelerinin sınıf haini olması müstesna" ders kitabı büyük tartışmalara yol açtı ve sonunda yetkililer kitabın geri çekileceğini açıklamaya mecbur kaldı.
Sayfa 207
Reklam
Ahlâkı inkârın bir şekli daha vardır. Bu, rasyonalist inkâr ola-rak adlandırılan şeydir. Bu inkâr şekli, vazife- menfaat düalizminin bertaraf edilmesi- ahlâklı olanın yararlı (veya hoş) olana indirgenmesi, kısaca ahlâkın bağımsız konumunun saf dışı edilmesiyle ortaya çıkar.
Sayfa 199
Bilimsel ilerlemenin ana motor gücünün savaş olduğu anlaşılmıştır. Yoğun bilimsel buluşlar ve teknik gelişme evreleri savaş ya da şiddetli düşman lıklar zamanına denk düşer. Son büyük savaş ve onu takip eden acı banş (Soğuk savaş) bu iddiayı ikna edici bir şekilde doğrulamaktadır.
Sayfa 138
Şüphe yok ki televizyon bu meseleye de acıklı bir katkı yapmıştır. Televizyondaki şiddetin gerçek hayattaki şiddeti teşvik edip etmediği konusunda yürütülen 6 yıllık araştırmanın (1977'de bitmiştir) sonuçlarını İngiliz kamuoyu ile paylaşan William Belson, cevabın kesin bir şekilde olumlu olduğunu belirtmiştir. Amerikalı ortalama bir çocuğun liseyi bitirmeden televizyonda 18.000 cinayete şahit olduğu hesaplanmıştır.
Sayfa 119
Artur Rubinstein anlatıyor: "Bolluğun ve snobluğun çok olduğu Victoria döneminde kimse konserlere gitmezdi. Geçmişte Fransızlar konserlere yalnızca pazar günleri gider, diğer günler salonlar boş olurdu. Oysa İkinci Dünya Savaşı'nın arefesinde ünlü bir İngiliz kadın piyanist ücretsiz olarak müze hollerinde, her zaman kalabalık bir seyirci topluluğu önünde çalardı. Ben, Meksika Devrimi sırasında, trenlerin havaya uçarken, yetişkin ve çocukların acımasızca öldürülürken farklı yerlerde elliden fazla konser verdim. Salondaki yerler önceden satılıyor, insanlar biletleri altınla ödüyorlardı. Banş döneminde aynı Meksiko'da birkaç kişiyi bile salonda toplamak büyük bir sorundu."
Sayfa 112
Reklam