Yeni nesil "İslâmcı"ların imtihanları, eski dönemlerden elbette farklı olacak. Ama öncülerin yaktığı ışık, hiçbir zaman sönmeyecek ve ufuklardan eksilmeyecek.
Bilimciliğin 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında kazandığı zaferden bu yana, mantık ve rasyonel sorgulama olarak aklın kutsanmasının sebebi, eşya ve hadiselerin, terimin Kadim Yunan'daki anlamında "hakikatini kavramak" istememiz değil, rasyonel bir düzenin, dünya üzerinde tam bir kontrol sağlamamıza yarayacağına duyduğumuz inançtır. Değer yargılarımızı, eğitim sistemimizi, siyasî düzenimizi ve günlük hayatımızı tanımlayan araçsal rasyonalite, kontrol, öngörülebilirlik ve hâkimiyet için kullanışlı bir gerekçe sağlar ama büyük ölçüde sahte bir güvenlik, memnuniyet ve tatmin duygusu verir. Bu rasyonalite anlayışı eşyanın, bir kullanım değeri olduğu için anlamlı, önemli olduğunu ileri sürer. "Rasyonel" olan "yararlı" olandır. Artık şeylerin içkin akledilebilirliği veya "rasyonalitesi" yoktur, sadece istediğimiz şekilde kullanmakta özgür olduğumuz kullanım değerleri vardır.
Oysa bazı şeylerin kendi zâtında kıymetli ve önemli olduğunu bu çağda hatırlamak, sahih bir tefekkür ameliyesinin temel görevi olmalıdır. Düşünmek, her tür kâr-zarar ve fayda mülahazasından önce, insanın kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Felsefî anlamda "kendinde şey"i yok eden ve her şeyi metalaştıran bir dünyada iyinin, doğrunun, güzelin, inancın, sevginin ve dostluğun yaşaması imkânsızdır.