Dilara

Peki ya Uygurlar ne yapsın?
Çin devletinin Uygurları "Çinlileştirmek" ve tarihi kökenlerinden koparmak için uygulamaya koyduğu "eğitim kamplarının" bir şubesi de burada Yarkent'te ve otelimizin birkaç blok güneyindeydi. Resmi adıyla "Sache Halk Rehabilitasyon Merkezi." Ehlileştirilmek, "makbul" ve itaatkâr vatandaşlara dönüştürülmek üzere Uygurların kapatıldığı bu merkezler, aslında birer toplama kampıydı. Her türlü ibadetin, manevi duygu tezahürünün, namazın, orucun, tesettür ve sakalın yasak olduğu bu kamplarda, Uygurlara Çin'in resmi ideolojisi ve doktrinleri aşılanıyordu. Gözlerimi kapattım ve böyle bir kampta aylar boyunca kalmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalıştım. Canımızın istediği bir şey yerine gelmediğinde bile moralimiz tümüyle altüst olurken, tepeden tırnağa bambaşka bir hayata zorlanmak... Yok, hayal bile edemedim. Telefonu usulca elimden bırakırken, az evvel içimi dolduran endişeler için de kendimden utandım doğrusu. Polisler odamı bassa örneğin, bana en fazla ne yapabilirler? Pasaportuma bakarlar, seyahatimiz boyunca defalarca yaşadığımız sorgulardan birine daha gireriz, en kötüsü de Çinden sınır dışı ederler. Elimde pasaportum, cebimde param, dönecek özgür bir ülkem var elhamdulillah. Peki ya Uygurlar ne yapsın?
Sayfa 152
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Şükrü eda edilemeyecek bir nimet: Özgürlük
Sıcak bir yaz günü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek... Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kurän okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itiba ren Kur'an eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... Doğu Türkistan'ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice "sıradan" nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Oysa bunlardan sadece birinin dahi şükrünü hakkıyla eda edebilmek mümkün değildi. Bu vesileyle bir kere daha fark ettim ki, Türkiye, dünyanın en özgür ülkesi. Hatta başıboşluk seviyesinde bir özgürlük ve rahatlık var. Sokaktaki sıradan insanı bir kenara bırakırsak, Türkiye Müslümanlarının bile bu özgürlük ve rahatlığın kıymetini yeterince bilemediğini düşünüyorum doğrusu. Doğu Türkistan'daki boğucu atmosferi tadınca, ne kadar az çalıştığımız ve ne çok tembellik ettiğimiz hakikati yüzüme bir tokat gibi çarptı. İstanbul'a dönüş yolculuğu boyunca ve döndükten sonra, özgürlüğün bizatihi kendisinin başlı başına bir nimet olduğu gerçeği, aklımdan hiç çıkmadı. Seyahati takip eden haftalar boyunca, gittiğim her cami aklıma Kaşgar, Yarkent, Hoten ve diğer şehirlerdeki esir Müslüman mabetlerini getirdi, mahzun ve mahcup oldum.
Sayfa 244
Bilimciliğin 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında kazandığı zaferden bu yana, mantık ve rasyonel sorgulama olarak aklın kutsanmasının sebebi, eşya ve hadiselerin, terimin Kadim Yunan'daki anlamında "hakikatini kavramak" istememiz değil, rasyonel bir düzenin, dünya üzerinde tam bir kontrol sağlamamıza yarayacağına duyduğumuz inançtır. Değer yargılarımızı, eğitim sistemimizi, siyasî düzenimizi ve günlük hayatımızı tanımlayan araçsal rasyonalite, kontrol, öngörülebilirlik ve hâkimiyet için kullanışlı bir gerekçe sağlar ama büyük ölçüde sahte bir güvenlik, memnuniyet ve tatmin duygusu verir. Bu rasyonalite anlayışı eşyanın, bir kullanım değeri olduğu için anlamlı, önemli olduğunu ileri sürer. "Rasyonel" olan "yararlı" olandır. Artık şeylerin içkin akledilebilirliği veya "rasyonalitesi" yoktur, sadece istediğimiz şekilde kullanmakta özgür olduğumuz kullanım değerleri vardır. Oysa bazı şeylerin kendi zâtında kıymetli ve önemli olduğunu bu çağda hatırlamak, sahih bir tefekkür ameliyesinin temel görevi olmalıdır. Düşünmek, her tür kâr-zarar ve fayda mülahazasından önce, insanın kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Felsefî anlamda "kendinde şey"i yok eden ve her şeyi metalaştıran bir dünyada iyinin, doğrunun, güzelin, inancın, sevginin ve dostluğun yaşaması imkânsızdır.
Sayfa 29
Duygularımı anlayıp paylaşabilirsiniz, bana merhamet gösterebilirsiniz ama acımı hissedebilir misiniz? Hayır. Acımı anlayabilirsiniz ama onu hissedemezsiniz. Abbas Kiyarüstemi / Kirazın Tadı (1997)
Film
Kendimiz olmak demek, kendi aklımız-fikrimize yaslanmak demektir. Aklı-fikri doğru anlayalım. Şikâyet ve suçlu aramak yerine kendimize, işimize bakalım. Nitekim Mevlâmız buyurur: "Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez." (Mâide Sûresi, 105. âyet)
Sayfa 69