Okul eğitiminin kültürel ihtivasını değerlendirmemiz gerekirse, şunları söylemek mümkündür: Okul, medeniyetin ayrılmaz bir parçasıdır. Okul, ancak güdümlü bir eğitim vermediği, eleştirel düşünce tarzını geliştirdiği, insanın manevi özgürlüğüne yer verdiği sürece kültüre katkı sağlar. Hazır ahlâki ve siyasi çözümler servis ve empoze eden okul, kültür bakımından bir barbarlık kurumudur. Böyle bir okul özgür bireyler değil, köleler yaratır ve bu hâliyle medeniyete katkı sağlasa da, kültürü geriletir.
Peki, dört bir taraftaki okul sisteminin ortak özellikleri nelerdir? Bunlar her şeyden evvel, yıkıcı bir rekabete yol açan katı bir seçicilik, çoğu disiplinin geliştirdiği suni bir "ihtisas" dili salt faydacılık ve hijyen kriterlerine uydurulmuş okul binalarının aşırı işlevselci mimarisi gibi özelliklerdir. Tüm bunların sebebi okulların, bürokrasinin ve yüksek rekabetçi sanayi sisteminin hizmetinde oluşudur. Okulun görevi sisteme en iyi şekilde hizmet edecek ve söz konusu mekanizmaları daha da geliştirecek uzmanlar hazırlamaktır. Tek tük duyabildiğimiz "hümanist okul" çağrıları, şimdilik güzel dilekler olarak kalıyor.
Eğitim tek başına insanları yetiştirmez. Onları daha özgür, daha iyi, daha insancıl yapmaz, eğitimin yaptığı insanları daha maharetli, daha verimli ve topluma daha faydalı hâle getirmektir. Tarihsel tecrübe gösteriyor ki eğitimli insanların, eğitimli toplumların geri kalmış toplumlardan çok daha et-kili bir şekilde manipüle edilerek, kötülüğe hizmet etmeleri sağlanabilir. Emperyalizm tarihi, medeni toplumların, özgürlüklerini savunan daha az eğitimli, geri kalmış halklara karşı yürüttüğü adaletsiz ve ezici savaşlar ile ilgili bir dizi gerçek hikayedir. Saldırganın medeni oluşu, hedef ve yöntemlerini belirlemesinde hiçbir şekilde etki etmemiştir. Tesir ettiği tek şey saldırganın verimliliği olmuş, bu sayede kurbanının mağlubiyetini hızlandırmıştır.