Dilara

Bu sebepten, hümanizm ilk etapta asla bir merhamet, af ve hoşgörü ilkesi değildir, üstelik prensipte sonucu bunlara bağlanmasına rağmen. Hümanizm, insanın ve insan özgürlüğünün onaylanması, onun insan olarak değerinin tasdik edilmesidir. Bundan ne eksik ne de fazlasıdır.
Sayfa 81
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dünyadaki tüm ziyafet sofralarından, isim, soy, servet, köken, sağlık, kabiliyet, ilim sorulan tüm diyarlardan kovulmuşlara, gösterecek ve kanıtlayacak hiçbir şeyi olmayanlara, "ruhta yoksullara" bir tek mabetler kapılarımı açmış, eşit olduklarını, diğer tüm insanlarla eşit değere sahip olduklarını ilan etmiş ve onları tanımıştır. Çünkü fabrika kapılarından içeri de ancak sağlıklı ve bilgili olanlar girerken, hasta ve cahiller dışarıda kalmaktadır. Mabetin içinde kimsesiz bir kör, kral yahut başka bir güç sahibi ile yan yana durabilir, hatta ondan daha iyi olabilir (Kur'an, Abasa Su-resi, kör adamın hikayesi). Mabetlerin en büyük kültürel ve insani önemi, eşitliğe mütemadiyen şahitlik etmelerinde yatmaktadır.
Sayfa 80
Pratik ahlâki tecrübe gösteriyor ki, insanın hata yapma eğilimi, doğruya eğiliminden daha baskındır. Onun günahın derinliklerine inme kabiliyeti, sanki erdemin yüceliklerine çıkma kabiliyetinden daha ağır basmaktadır. Kötü karakterler iyi karakterlere nazaran çok daha gerçekçi görünür, bir kötüyü tasvir eden şair, bir kahramanı tasvir etmek gayesinde olandan daha avantajlı durumdadır. Her hâlükārda, insan ya iyi ya da kötüdür fakat hiçbir zaman masum değildir. İncil'deki ilk günah hikâyesinin nihai manası belki de buradadır. İnsanlık günahkar değildir, lakin masum da değildir. Cennetten kovulduğu an itibariyle Adem (insan), bir hayvanın ya da meleğin olduğu haliyle masum olamaz. O, seçim yapmak zorundadır, ona bahşedilen özgürlüğü kullanmak, iyi ya da kötü olmak, kısaca insan olmak zorundadır. Bu seçme kabiliyeti, sonucu ne olursa olsun, evrende mümkün olan en üst varoluş biçimidir.
Sayfa 77
"İnsan, ne ise o olmayı reddeden tek hayvandır" (A. Camus). Dinî görüşün özü, bu negatif gerçekte, bu "büyük redde" yatmaktadır (A. N. Whitehead). Çünkü din, sanki bize şunu söylemektedir; hayvanların ne yaptığına bakın ve tam tersini yapın; hayvanlar tıkınır -siz oruç tutun; onlar çiftleşir- siz kendinize hâkim olun; onlar sürüler hâlinde toplanır -siz inzivaya çekilin; onlar zevke yönelir ve acıdan kaçar - siz sıkıntıya girin. Kısaca, onlar bedenleriyle yaşar, siz ruhunuzla yaşayın.
Sayfa 74
Şu çelişki nasıl açıklanabilir: Kazı çalışmaları sonucu, belirli bir düzende dizilmiş veya belli bir amaca yönelik olarak yontulmuş iki taşa rastlarsak, bunun uzak geçmişte yaşamış insanların ürünü olduğu sonucuna varırız. Bu aynı taşın yanında taş aletten çok daha mükemmel olan insan kafatasına rastladığımızda ise bunun bilinçli bir varlığın tasarımı olduğunu varsaymıyoruz. Bu öylesine mükemmel kafatası ya da iskeletin kendi kendine veya tesadüfen yani bir aklın veya bilincin müdahalesi olmadan oluştuğunu farz ediyoruz. İnsanın Tanrı'yı inkârı bazen gerçekten de bir kapristen ibaret değil midir?
Sayfa 70