Dilara

Çin, caminin İslam nazarındaki önemini ve Müslüman bir toplumun teşekkülünde caminin oynadığı kritik rolü derinlemesine kavramış. Camiyi toplumsal hayatın merkezi olmaktan çıkarınca, diğer dini mekânlar zaman içinde sadece nostaljik ve kültürel birer nesneye dönüşüyor. Dolayısıyla güncel bir siyasi mesaj taşımayan ölülerden, kabirlerden ve türbelerden korkmak için herhangi bir neden de yok.
Sayfa 146
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İslam, hayatın her alanını kuşatan, her konuda mutlaka kendi alternatif önerilerini sunan, mensuplarından da buna uygun eylemler talep eden bir dindir. Camisiz, cemaatsiz, ezansız, namazsız, tesettürsüz bir toplum, İslam'ı artık yaşayamıyor demektir. Doğu Türkistan'da şu anda şahit olunan gerçeklik bu Hal böyleyken, Çin'in başka yerlerindeki lokal örneklerden veya propagandalardan hareketle "Çin'in İslam'ı yasakladığı söylentisi, koca bir yalan" türünden cümleler kurmak ciddi vebal kaynağı.
Sayfa 134
Çin yönetiminin bu tavrının arka planında, elbette Apak Hoca'nın Uygur ta-rihinde oynadığı negatif rolün büyük etkisi var. Apak Hoca'nın Kalmuklarla işbirliğinden Çin kendisine paylar çıkararak, Doğu Türkistan'daki işgalini meşru zemine oturtabileceği alternatif bir tarih anlatısı üretmeye çalışıyor. Yıllar önce Yunanistan'ın Kavala şehrine gittiğimde, Kavalalı Mehmed Ali Pa-şa'ya gösterilen özen çok dikkatimi çekmişti. Şehrin en merkezi yerinde Kavalalı'ya ithaf edilen bir müze açılmıştı, sur içinin ana caddesi de "Mehmed Ali Paşa" adını taşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma dini ve kültürel eserleri ortadan kaldıran, camilerin minarelerini tıraşlayan ve medreseleri sergi salonuna dönüştüren Yunanistan, bir Osmanlı paşasının adını neden yaşatıyordu peki? Cevap aynıydı: Paşa, Osmanlı tarihinde oynadığı negatif rol sebebiyle öne çıkarılıyordu.
Sayfa 131
Günümüzde, Müslümanlar arasında, bazılannın kendi düşünce ve ideolojilerinin dışındakileri inançsızlıkla suçladıklarını görmek üzücü bir durumdur. Akıl yürütmeye ve düşünmeye önem veren yüce dinimiz, Müslümanlara özgür bir araştırma ortamı hazırlamıştır. Bu ortam içinde farklı düşüncelerin ve anlayışlann olabilmesi son derece doğaldır. Peygamber Efendimiz de bilinenden hareketle bilinmeyeni araştırma amacı taşıyan her çabayı övmüş ve hatta bu konudaki hata payının bile hoş görülmesi gerektiğini ifade etmiştir: "Bir müçtehid, içtihad eder ve içtihadında isabet ederse iki sevap; hata ederse bir sevap kazanır."¹
Sayfa 42 - 1 -Buhârî, İ'tisâm 21; Müslim, Akdıye 15.
Satuk Buğra Han'ın, gencecik bir Karahanlı şehzadesiyken İslamiyet'i kabulü, Türk tarihinin dönüm noktalarından biriydi kuşkusuz. Kendisini İslam inancıyla tanıştıran kişinin, Artuş'ta kurduğu mescitle burada insanları hakka davet eden Ebû'n-Nasr b. Mansûr Samâni adlı bir zat olduğu rivayet ede Müslüman olduktan sonra "Abdülkerim" adını alan Satuk Buğra Han, 95 vefatına kadar Doğu Türkistan mıntıkasında İslam'ın yayılıp kökleşmenin çalışmıştı. Satuk Buğra Han, Türklerin muhayyilesinde öylesine sembolik be öneme sahipti ki, hayatı ve yaşadıkları çeşitli menkıbelere konu edilmişti.
Sayfa 122