Dilara

Şükrü eda edilemeyecek bir nimet: Özgürlük
Sıcak bir yaz günü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek... Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kurän okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itiba ren Kur'an eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... Doğu Türkistan'ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice "sıradan" nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Oysa bunlardan sadece birinin dahi şükrünü hakkıyla eda edebilmek mümkün değildi. Bu vesileyle bir kere daha fark ettim ki, Türkiye, dünyanın en özgür ülkesi. Hatta başıboşluk seviyesinde bir özgürlük ve rahatlık var. Sokaktaki sıradan insanı bir kenara bırakırsak, Türkiye Müslümanlarının bile bu özgürlük ve rahatlığın kıymetini yeterince bilemediğini düşünüyorum doğrusu. Doğu Türkistan'daki boğucu atmosferi tadınca, ne kadar az çalıştığımız ve ne çok tembellik ettiğimiz hakikati yüzüme bir tokat gibi çarptı. İstanbul'a dönüş yolculuğu boyunca ve döndükten sonra, özgürlüğün bizatihi kendisinin başlı başına bir nimet olduğu gerçeği, aklımdan hiç çıkmadı. Seyahati takip eden haftalar boyunca, gittiğim her cami aklıma Kaşgar, Yarkent, Hoten ve diğer şehirlerdeki esir Müslüman mabetlerini getirdi, mahzun ve mahcup oldum.
Sayfa 244
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mezarlık bahsinde Uygurların gündelik hayatına dokunan bir başka konu da, ölülerin nasıl ve hangi usullere göre defnedileceği meselesi. Zira "eğitim kamplarına alınan Uygurlar arasında suçu "İslami cenaze törenine katılmak ve okunan Arapça duaya eşlik etmek olanlar da var.
Sayfa 188
Dünyadan gelen tepkilere kulaklarını tıkayan Çin hükümeti, Rahile Davuť'u tam beş yıl hiçbir yargılama yapmaksızın hapiste tuttuktan sonra, 2023'te kendisinin ömür boyu hapse mahkûm edildiğini açıkladı. Resmi gerekçe "ayrılıkçı fikirlere sahip olmak" ve "devletin güvenliğini tehlikeye atmaktı." Davut'un tek "suçu" kaybolup gitmekte olan Uygur kültürünü kayıt altına almak ve böylece gelecek nesillere aktarılmasına vesile olmaktı. Çin Komünist Partisi'ne üye olduğu halde, sırf çalıştığı saha İslam'a ve Uygurların dini hayatına taalluk ettiği için içeri atılan Rahile Davut'un serencamı, Çin devlet aklının nasıl işlediğini anlama noktasında ibretli ve pratik bir örnek oluşturuyor.
Sayfa 187
Peki ya Uygurlar ne yapsın?
Çin devletinin Uygurları "Çinlileştirmek" ve tarihi kökenlerinden koparmak için uygulamaya koyduğu "eğitim kamplarının" bir şubesi de burada Yarkent'te ve otelimizin birkaç blok güneyindeydi. Resmi adıyla "Sache Halk Rehabilitasyon Merkezi." Ehlileştirilmek, "makbul" ve itaatkâr vatandaşlara dönüştürülmek üzere Uygurların kapatıldığı bu merkezler, aslında birer toplama kampıydı. Her türlü ibadetin, manevi duygu tezahürünün, namazın, orucun, tesettür ve sakalın yasak olduğu bu kamplarda, Uygurlara Çin'in resmi ideolojisi ve doktrinleri aşılanıyordu. Gözlerimi kapattım ve böyle bir kampta aylar boyunca kalmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalıştım. Canımızın istediği bir şey yerine gelmediğinde bile moralimiz tümüyle altüst olurken, tepeden tırnağa bambaşka bir hayata zorlanmak... Yok, hayal bile edemedim. Telefonu usulca elimden bırakırken, az evvel içimi dolduran endişeler için de kendimden utandım doğrusu. Polisler odamı bassa örneğin, bana en fazla ne yapabilirler? Pasaportuma bakarlar, seyahatimiz boyunca defalarca yaşadığımız sorgulardan birine daha gireriz, en kötüsü de Çinden sınır dışı ederler. Elimde pasaportum, cebimde param, dönecek özgür bir ülkem var elhamdulillah. Peki ya Uygurlar ne yapsın?
Sayfa 152