Dilara

"Olabilir. Temelde, hayatta başımıza gelen her şey kendi suçumuz, başka hiç kimsenin değil. Bizlerin başından geçen zorlukların pek çoğu başkalarının da başından geçiyor, ama onlar tamamen başka tepkiler veriyorlar. Biz en kolay yolu seçtik sanki: ayrı bir gerçeklik."
Sayfa 148
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Düşünceler kafanıza üşüşmeyi sürdürecektir, ama onları bir kenara itmeye çalışın. İki seçeneğiniz var: ya zihninizi denetleyeceksiniz ya da zihninizin sizi denetlemesine izin vereceksiniz. İkincisine alışkınsınız zaten, korkular, nevrozlar, güvensizlikler içinde savrulup gidiyorsunuz, çünkü hepimizin kendi kendini yok etme eğilimi var. "Delilikle kontrol kaybını birbirine karıştırmayın. Unutmayın ki Sûfi geleneğinde üstat Nasruddin'e herkes deli der. Zaten bu yüzden, herkes onu deli sandığı için, o da her istediğini söylemekte, her istediğini yapmakta özgürdür. Ortaçağlarda saray palyaçoları da aynı durumdaydı; vezirlerin kafalarını kaybetmek korkusuyla dile getiremedikleri pek çok konuda yorum yapabilirlerdi.
Sayfa 102
"İnsan neden kendi kendinden nefret eder?" "Korkaklık belki de. Ya da hiç yakanı bırakmayan yanılmak korkusu, başkalarının senden beklediklerini gerçekleştirememek korkusu. Birkaç dakika önce mutluydum, ölüme mahkum olduğumu unutmuştum. Derken hatırladım, çok korktum." Hemşire kapıyı açtı, Veronika koridora çıktı.
Sayfa 70
Parmaklıklı pencerenin ötesinde gökyüzü yıldız doluydu, henüz hilal biçiminde olan ay da dağların gerisinden yükselmekteydi. Şairler dolunayı severler, hakkında binlerce şiir yazılmıştır, oysa Veronika en çok yeni ayı severdi, çünkü daha gelişecek, büyüyecek, kendi yüzeyini tümüyle ışığa boğacak zaman olurdu, kaçınılmaz yok oluşundan önce.
Sayfa 68
Veda etmek. Aslında işin en zor yanı buydu: İnsan bir kez akıl hastanesine girdi mi, delilik dünyasında var olan özgürlüğe alışıyor, hatta ona bağımlı hale geliyordu. Sorumluluk altına girmek, ekmeğini kazanmak için çalışıp çabalamak, sıkıcı, rutin günlük işler yapmak zorunda değildiniz burada. Sabahtan akşama dek bir tek resme bakmak ya da bir kâğıdın üstüne saçma sapan çizgiler çizmekle oyalanabilirdiniz. Her şey hoşgörüyle karşılanıyordu, çünkü ne de olsa kişinin aklından zoru vardı. Kendisi de pek çok kez gözlemlemişti ki, çoğu hasta daha hastaneye girer girmez iyileşmeye başlıyordu, çünkü artık semptomlarını saklamak zorunda değillerdi, üstelik buradaki 'aile' havası nevroz ve psikozlarını kabullenmelerine yardımcı oluyordu.
Sayfa 59