Dilara

Muhyiddin-i Arabi Hz.leri, aya fazla bakılmamasını öğütler. 《Ay ışığı yüze zehir, fakat sırta şifadır der. Aslında, bu zehir, zehir değil, şifanın şiddetle ve ansızın yoğun olarak gelişinden doğma bir çarpılıştır. Güzelliğin şiddetli çarpmasıdır ay çarpması. Kur'ân, sûre, sûre, âyet âyet değil de birden bütünüyle inseydi, insanlık O'nun güzelliğinden, belâgatından mahv olmaz mıydı dersiniz?
Sayfa 38
Reklam
Kadir gecesinin gizli olması gerektir; çünkü açık ve seçik olarak bir gecenin kutsallaştırılması, Allah'tan başka Tanrı tanımama dini olan islâma uymazdı; islâm, değil bir insanın, bir gecenin bile putlaştırılmaması için gerekli temeli atmıştır.
Sayfa 26
Doğru davranışların elkitabını olduğu gibi izlemek yerine kendi yaşamlarını, isteklerini, serüvenlerini keşfetmelerini, YA-ŞA-MA-LA-RI-NI söylerdim onlara. Katolikler'e İncil'den, Müslümanlar'a Kuran'dan, Yahudiler'e Tevrat'tan, ateistlere ise Aristo'dan örnekler verirdim. Bir daha asla avukatlık yapmak istemiyorum, ama deneyimlerimden yararlanarak, bu dünyadaki varlığımızın ne anlama geldiğini bilmiş kişiler üstüne konferanslar verebilirim; o insanların yazdıkları her şey tek sözcükle özetlenebilir aslında: yaşayın. Yaşamasını bilirseniz Tanrı da sizinle birlikte yaşar. Onun koyduğu riskleri göze alamazsanız, o Tanrı da uzak bir cennete çekilir ve yalnızca felsefi birtakım spekülasyonlara konu olur. Herkes biliyor bunu, ama hiç kimse ilk adımı atmıyor, belki de deli damgası yemekten korkuyorlar. Bizim en azından böyle bir korkumuz yok Eduard. Bizler Villete'te yaşamışlarız."
Sayfa 149
"Olabilir. Temelde, hayatta başımıza gelen her şey kendi suçumuz, başka hiç kimsenin değil. Bizlerin başından geçen zorlukların pek çoğu başkalarının da başından geçiyor, ama onlar tamamen başka tepkiler veriyorlar. Biz en kolay yolu seçtik sanki: ayrı bir gerçeklik."
Sayfa 148
"Düşünceler kafanıza üşüşmeyi sürdürecektir, ama onları bir kenara itmeye çalışın. İki seçeneğiniz var: ya zihninizi denetleyeceksiniz ya da zihninizin sizi denetlemesine izin vereceksiniz. İkincisine alışkınsınız zaten, korkular, nevrozlar, güvensizlikler içinde savrulup gidiyorsunuz, çünkü hepimizin kendi kendini yok etme eğilimi var. "Delilikle kontrol kaybını birbirine karıştırmayın. Unutmayın ki Sûfi geleneğinde üstat Nasruddin'e herkes deli der. Zaten bu yüzden, herkes onu deli sandığı için, o da her istediğini söylemekte, her istediğini yapmakta özgürdür. Ortaçağlarda saray palyaçoları da aynı durumdaydı; vezirlerin kafalarını kaybetmek korkusuyla dile getiremedikleri pek çok konuda yorum yapabilirlerdi.
Sayfa 102
Reklam