Dilara

"Sanırım bizden hâlâ kuşkulanıyorsunuz." Haksızlığa uğramış birinin duygusallığı vardı sesinde. "Ama yanılıyorsunuz. Biz kimseyi öldürmedik. Yapmayı önerenler yıkmaz Nevzat Bey, bir şehrin katledilmesine karşı çıkanlar o şehirde yaşayanları katletmez, yaşamı savunanlar ölümden çare ummaz." Gözleri çakmak çakmak olmuştu. "Biraz empati kursaydınız, siz de anlardınız bunu. Kusura bakmayın ama peşin hükümler sizin de aklınızı başınızdan almış. Afiş astığımız, yürüyüş yaptığımız, dernek kurduğumuz için bizi terörist sayıyorsunuz. Her kötülüğü yapabilecek eli kanlı katiller olarak görüyorsunuz. Oysa savunduğumuz sizin de şehriniz. Bakın, Balat'ta doğmuşsunuz, en yakınlarınız bu şehrin mezarlarında yatıyor, en güzel anılarınızı burada yaşamışsınız... Biz sizin de hayatınızı savunuyoruz. Hayır Başkomiserim biz kimseyi öldürmedik. Çünkü ölümü yoldaş seçenlerin ölümden başka kazanacakları zafer yoktur."
Sayfa 441
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet Alicim, iki kapıdan geçtik. Bu üçüncüsü... İlki 'Bab-ı Hümayun'du. Sur-u Sultani'nin üzerindeki kapı. O kapı Acem usulüne göre yapılmış, yani İran tarzı, ikincisi az önce geçtiğimiz 'Bab-üs Selam', o da Frenk usulüne göre yapılmış. yani Avrupa tarzı. Önümüzdeki ise 'Bab-üs Saade. Bu kapı da Türk tarzına göre yapılmış. Yani bu üç kapı bize, sarayın, dönemin belli başlı üç uygarlığının, Acem, Avrupa ve Türk mimari kültürünün birleşmesinden oluştuğunu söylüyor. Ama aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun, bünyesinde bütün kültürleri kapsayan büyük bir dünya devleti olduğunu da anlatıyor. Gördüğün her oda, her salon, her bahçe, her ağaç, her çeşme bir anlam taşır. Dini anlamlar, politik anlamlar, sosyal anlamlar. Bu binaların her köşesi çoğu acılarla dolu yüzlerce anıyı saklar, korkunç olaylardan oluşan yüzlerce hikâye anlatır."
Sayfa 380
"Tarihin garip bir mantığı vardır Ali Komiserim. Elbette bu mantığın pek adil olduğu söylenemez. Ama şöyle düşünelim: Eğer Teodora'nın yönlendirmesiyle Jüstinyen Nika ayaklanmasını bastırmasaydı, Konstantinopolis'te bu kadar büyük değişiklikler yapılamazdı. Mesela bugünkü Ayasofya kurulamazdı." Bu konulara ilgim olduğunu fark ettiğinden olsa gerek bana döndü. “Günümüzdeki Ayasofya'nın tapınağın üçüncü yapımı olduğunu biliyor muydunuz Başkomiserim? Evet, ilki son halinden yaklaşık iki yüz yıl önce yapılan bir kiliseydi. Ahşap çatılı bir mabet. Zaten o dönemki adı da Büyük Kilise'ydi. Elli küsur yıl sonra bu kilise yanınca, şu kara surlarını yaptıran imparator var ya, II. Teodosius... İşte onun zamanında ikinci bina inşa edildi. O yapı da Nika isyanında yakılınca Jüstinyen günümüzün muhteşem Ayasofya'sını yaptırdı."
Sayfa 364
Şadan Duruca aldığı daireyi iade etmemiş ama çalıştığı gazeteden ayrılmak zorunda kalmış." Sesine kinayeli bir anlam yükleyerek başını salladı.. "Fakat memleketimizde rüşvet almak bir erdem olarak kabul edildiğinden, çok sürmemiş, bir yıl sonra daha büyük bir gazetede yeniden yazmaya başlamış."
Sayfa 266
"Evgenia, Byzas'ı biliyor musun?" Nereden çıktı şimdi bu soru dercesine şöyle bir baktı. "Şu kraldan mı bahsediyorsun? Hani körler ülkesinin karşısındaki yeri arayan adam." "Biliyorsun demek." Şaşkınlığımı yadırgamış gibiydi. "Nasıl bilmem Nevzat? Bu şehrin tarihi bu kralla başlar. Fakat bizim Rumlardan daha fazla Yunanlılar sahip çıkar ona." Bu da ilginçti işte "Nedenmiş o?" En doğal haliyle açıkladı. "Çünkü Byzas Yunanlıydı , oysa biz Romalıyız."
Sayfa 205