Ah Firuzan…
Yüzyıllardır bitmedi bu “ah”lar. Firuzan oldu Ayşe, Ayşe oldu Emine, Emine oldu Umay…
Kadın oldu; kocaman dünyayı içine sığdırdı ama o koca dünya bir türlü onu sığdıramadı.
Fatih Gezer’in kalemiyle ilk kez tanışırken şunu düşündüm: Edebiyat, onun gibi bir yazarı kazandığı için gerçekten çok şanslı.
Dili kullanışı, Türk kültürel mirasına dokunuşu ve bir erkek yazar olarak kadınların acılarını bu denli derin ve sahici anlatabilmesi etkileyici.
Kitaba özel hazırlanan albüm ve hikâyeler arasında dolaşan o güçlü müzikler de her detayı daha da anlamlı kıldı.
Umarım bir yerde,birilerine dokunur bu metinler. Çünkü acılar böylesine çıplak anlatıldığında, belki bir yerlerde bir şeyleri değiştirmeye başlarlar.
“Öğrenmiştim yerimi; coğrafya lazım olana kalsın… Yurdu nereydi insanın?”
Yüreğine sağlık Fatih Gezer
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir de çeyizlik porselen tabaklarını çıkardı ki o an misafir olduğuma hepten inandım.
Rahmetli dayısı tee İstanbul'dan getirtmiş o zamanlar.
El süremezdik.
"Beş yıldır bunları kullanıyorum.
O kadar çocuk yaptık, adam ettik, onlar kaçtı, biz yaşlandık.
Abin öldü, ablan öldü, baban çocuğa döndü.
Bunlar sapasağlam durdu ya ağırıma gitti."