Hundertwasser'e göre,
"Gecekonduların tensel oturulmazlığı, işlevsel-yararcı denilen günün geçerli mimarlığının tinsel oturulmazlığına yeğlenmelidir."
Gecekondularda, insanın bedenine olur ne olursa; oysa, bu insancıl olmayan, her şeye günlük ekonomik açıdan bakan günümüz mimarlığın da, olanlar tinimize (ruhumuza) olmaktadır.
Hundertwasser, evin - oturucusu için - bir üçüncü deri, yaşayan, sürekli değişen, yenilenen, organik bir deri olması gerektiğini savunuyor. "Duvarlar, bu dümdüz, pürüzsüz durumlarıyla çıplak, soğuk, yüreksiz, insan elinin sıcaklığından yoksun" diyor.
"Oysa düzgün olmasalar, eski köy evlerindeki gibi biyolojik açıdan daha sağlıklı gereçlerle yapılsalar, daha insancıl olacaklar" diyor. "Evde kiracı olarak otursa kişi, her işe karışabilmeli. Çocukların oyun yerleri, eylem alanları, üzerine yazıp çizecek duvarları olmalı. Yetişkinler, diledikleri gibi yıkıp yeniden yapabilmeli. Üçüncü derinin yeniden yaratılmasına, değiştirilmesine katılmalılar. Onların bu katkıları olmadan olmamalı. "
" Konutlar tam yapılmamalı"
" Kullanıcılar çoğu şeyi kendileri yapmalılar... Böylece giderler de azalır " diyor. Onun her söylediğine katılıp katılmamak önemli değil.. Bir yirminci yüzyıl aydını olarak, resimleriyle yetinmeyip çizimleri, giderek mimarlık marketleri, gösterileriyle söylemeye çalıştığının özü önemli:
Çevremiz giderek insanlığını yitiriyor; hepimiz elimizden geleni yapmalıyız bunu önlemek için...
Yalnızca giysilerin, duvarların içi değil; duvarların dışı da senindir..