Tanrını yanında götür. İnsanların her sabah gözlerini ovuşturduğu, yine de hep aynı şeyi gördüğü, başka hiçbir şey görmediği karanlık ülkene götür onu. Tanrını zehre gebe sise götür ama karanlığı kavrayamayacağı fenerlerle aydınlatmaya çalışan körler gibi değil. Sen Tanrını konuksever bir çatının altına gizlice götür. İnsanların kulübeleri küçüktür ve ne kadar konuksever olsalar da, ne kadar isteseler de Tanrı'yı hoş karşılayamazlar. Öyleyse insanların çiğ, beceriksiz ellerinin Tanrını parçalara ayırmasını bekleme, onu yeniden, sevgiyle kucakla, ilk başlangıcındaki biçimine dönene dek. Çok sevileni, müthiş görkemliyi hasta ve güçten düşmüşken hiçbir insan gözü görmesin. Hemcinslerinin farkında olmadan hayvan kaldıklarinı hesaba kat. Çayırlara gittikleri ya da güneşin altında uzandıkları ya da bebelerini emzirdikleri ya da birbirleriyle çifteştikleri sürece karanlık Toprak Ana'nın güzel ve zararsız yaratıklarıdır onlar. Tanrı göründüğünde ise çıldırmaya başlarlar çünkü Tanrı'nın yakınlığı onları çıldırtır. Korku ve hiddetle titrerler ve birdenbire kardeş kardeşe saldırır ve bir dövüş başlar çünkü biri yaklaşan Tanrı'yı diğerinde hisseder. Öyleyse yanında götürdüğün Tanrı'yı gizle. Bırak onlar çıldırsın ve birbirlerini yaralasın. Senin sesin öfkeden kuduranlarin işitemeyeceği kadar zayıf. Öyleyse ne konuş ne de Tanrı'yı göster, kimsesiz bir yerde otur ve eski tarzda efsunlu sözler söyle.
-Yumurtayı, başlangıcındaki Tanrı'yı koy önüne
Ve bak ona
Ve bakışın büyülü sıcaklığıyla yat kuluçkaya