Maximillien

Maximillien
@Maximillien
Evli
Üniversite
İstanbul
İstanbul
79 okur puanı
Nisan 2019 tarihinde katıldı
Zamanın acımasızlığı..
Birer birer dökülen takvim yaprakları bize zamanın ne denli hızlı geçtiğini gösteriyor olsa da yaşadığımız bunca ömre sanki birden fazla ömürlük zaman eklenecekmiş gibi biz günlerin hep aynı nakaratta çaldığına ve asla tükenmeyeceğine kendimizi inandırmaya devam ederiz. Tuhaf mahluklarız doğrusu. Ölümden bu denli korkarken, yaşamaktaki ustalığımız da asla hak ettiği yere gelmez. Bazen anlamakta zorlanırım. İnsan, ortalama ömrü boyunca içten gelen bir duygu ile hareket edip, gerçekten istediği bir şeyi yapmakta neden bu kadar geride kalır, neden bir türlü hayal ettiği gibi yaşamaz, yaşayamaz. Elbette, salt insan üzerinden cevaplanabilecek bir soru değil bu. İçine doğduğu aileden büyüdüğü çevreye kadar onun düşünce dünyasını ve yaşam standartlarını etkileyen pek çok etken vardır. Hiçbir zaman kendisine bir şey sorulmamış, fikri alınmamış, ne denilirse yapması beklenmiş ve olup biteni sorgusuz sualsiz kabullenmesi istenmiş bir insandan aksi olacak şekilde protest bir davranış beklemek zor olsa gerek. Ama kuşkusuz onun ruhunun derinliklerinde onu huzursuz etmeye, aklını kemirmeye devam eden sancılar vardır ve var olacaktır. Seslerin, imgelerin, gökteki kuşların, sudaki zerrenin, alından moruna dek tüm renklerin kendi devinimi içinde bir anlam meydana getirdiği bu zaman dilimindeki yerimiz amaçsız ve sevgisiz bir noktada son bulmamalı. Gözlerini dünyaya açan, hatalar ve doğrular yaparak büyüyen, kavramları tanıdıkça içinde yaşadığı dünyayı da tanımaya başlayan insan, yaşam ile ölüm arasında yığılan sıkıcı meselelerden kendisini sıyırıp, zaman bütünün onun için sanıldığı gibi sonsuz olmadığını anlamalı ve kısıtlı ömrünü renkli kılacak davranışlar geliştirmelidir. Başka bir dünya daha yaşamayacağımız gibi ölümden sonra bizi karşılayacak sonsuz bir zaman da olmayacak.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Akp politikaları ve 20 yaşında intihar eden gencecik bir insan Sibel ünlü..
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre 2018 yılında 3 bin 161 kişi hayatına son verdi. Verilere göre, hastalıklar, geçim zorluğu ve aile geçimsizliği intihar nedenleri arasında önemli yer tutuyor. Artan intihar vakalarını d intihar girişimlerinin psikososyal ve ekonomik boyutlarıyla ele alınması gereken çok boyutlu toplumsal bir sorun olduğunu ortada iken hükümet A haberle ayakta kalmaya devam ediyor. Türkiye'de 2000'lerin başlarında her yıl 2 binli rakamlarla ifade edilen intihar sonucu ölüm vakaları, 2012 yılından itibaren 3 bine çıkmış durumda. İntiharlarla ilgili en son yayımlanan istatistik 2018 yılını kapsıyor. Buna göre, günde ortalama sekiz kişi yaşamına son verdi. Ülkede 2017'de 3 bin 168, 2016'da 3 bin 193, 2015'te 3 bin 246, 2014'te 3 bin 169 kişi intihar sonucu yaşamını yitirddiği kaydedildi. 2018'de, 432 ölümle en fazla intihar vakası İstanbul'da olduğu belirtilirken sırasıyla Ankara (194), İzmir (186), Bursa (119), Konya (103) takip etti. Raporda 2018'de 2 bin 391'i erkek, 770'i kadın olurken erkeklerin oranı yüzde 75,64, kadınlarınki yüzde 24,36 olduğu bunlar TÜİK resmi verileri. İntihar girişimlerinin çok boyutlu bir olgu olduğu ortada intihar girişimine karar vermenin ve gerçekleştirmenin her ne kadar bireysel bir girişim gibi görünse de bunun ekonomik, siyasal ve kültürel belirleyicileri de olduğuna da değinmek gerek. Ekonomik kriz, savaş, çatışma dönemleri ile siyasal kriz dönemlerinde intihar ve madde bağımlılığında artış olduğuna görüyoruz“Bu tür durumlarda bireylerde, kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunlara daha sık rastlandığı bir gerçektir. Yine toplumsal gerginlik, belirsizlik, çatışma, umutsuzluk, dayanışma ve sosyal destek sistemindeki yetersizlikler intihar vakalarında artışa zemin hazırlıyor. Son zamanlarda haberlere
Puan vermedi·294 syf.·
2020 1. kitabı
Kızıl kapitalizm kesinlikle okunması gereken bir kitap. 68 kuşağı olarak tanımlanan bizim nesil, Türk solunun Çinci – Rusçu veya Leninist-Maoist olarak bölünmüşlüğüne, içlerinde olmasak da tanık olageldik. 1917 devrimi ile başlayan Rus komünizmi 1991 de çöktüğü halde, 1949 da başlayan Maoist Çin devrimi kimilerine göre değişime uğrayarak, kimilerine göre de kapitalizme doğru makas değiştirerek yoluna devam ediyor. Çin’i her kesim kendi bakış açısına göre başka türlü değerlendirmektedir. Ben bunu körlerin bir fili tuttuğu organına göre farklı tarif edişlerine benzetirim. Mesela, termik santrallerine ve sanayi tesislerine bakınca, çok fazla CO2 salınımı ile küresel ısınmaya olumsuz katkı yaptığını düşünebilirsiniz. Ama aynı zamanda her yıl 0n milyon dekar ile dünyanın en fazla ağaçlandırma yapan ülkesi olarak, bu soruna olumlu katkısını takdir edebilirsiniz. Keza Şanghay merkezli doğu kesimini görünce Amerika’ya benzetebileceğiniz gibi, Batı Çin’de azgelişmiş bir toplum manzarası ile karşılaşabilirsiniz.Kapitalist veya liberallere göre; Komünizm iflas etmiştir. Çin artık bir kapitalist rejime sahiptir. Sosyalistlere göre; Çin bir komünist rejime sahiptir. İktidarda tam bir komünist parti vardır. Bu parti, kapitalist sistemin enstrümaanlarını kendine özgü bir tarzda kullanmaktadır. ABD gibi bir kapitalist dev varken, dünyamız bir başka kapitalist devi kaldırmaz.Çin yüz yıldan fazla süren politik kargaşa ve savaşlardan sonra, 1949 Mao devrimi ile kendine has bir komünist rejim kurmuştur. Mao’nun 1976 da ölümünden sonra da 1978-2008 yıllarını kapsayan 30 yıllık büyük dönüşüm programı ile de günümüzdeki başarısını sağlamıştır. Konfüçyüs ve Mao; Konfüçyüs ve Mao günümmüzdeki Çin kalkınmasını anlamamız için bilinmesi gereken iki önemli fenomen. Konfüçyüs bir düşünce adamıdır.
Kızıl KapitalizmCarl E. Walter · Abm Yayınevi · 20134 okunma
Yavuz Turgul ve yol ayrımı filmi.
Dönüşüm Yavuz Turgul’un kahramanları hep akılda kalıcı tiplerdir, onları tanıdığımızı hissederiz ve onun kahramanları hep bizim kahramanlarımız olur ve bu kahramanları hiç unutmayız. Ancak Mazhar Kozanlı şu ana kadar gördüğümüz Yavuz Turgul kahramanlarından farklı. Kötü, adaletsiz, ahlaksız bir düzenin temsilcisi olarak bize tanıtılan Mazhar, hikâyede kısa bir süre sonra ani bir karakter değişimi yaşıyor ve af diliyor. Ancak seyircinin kötü olarak kodladığı Mazhar’ı ve temsil ettiği kapitalizmin günahlarını seyirci kolayca affedemiyor zaten senaryo da bu anlamda pek bir şey sunmuyor. ‘Yeni’ Mazhar’ın günahlarından arınmak için ortaya koyduğu plan ise çarpıcı değil çünkü yeni değil. Mazhar’ın kendi yüzdesini işçi ve çalışanlarına bölüştürerek onları sermayedar yapma planı, bu konularla ilgili seyircinin kafasında soru işaretleri uyandırıyor. Reel dünyada faydaları tespit edilen sermayeyi şirket tabanına yayma sisteminin küçük ve büyük ölçekte benzerleri özellikle Avrupa ve Amerika’da zaten uygulanmakta ve çalışanların sermaye ortaklığı teorik ve pratik olarak çeşitli modellemelerle hâlâ geliştirilmekte. Yani Mazhar Kozanlı’nın herkesi şoke eden bu teklifi pek radikal bir eylem değil.İdeolojik eleştiri Tüm bunları göz ardı etsek bile Mazhar’ın bu dönüşümü biraz olsun ideolojik olarak temellendirilmeliydi. En azından anarşizm ve bankerliğin birbirinin aynı şeyler olduğu saptamaları ile kafa karıştıran Pessoavari bir yaklaşım veya kapitalizm ile insanlık arasındaki çelişkilere dikkat çeken mantıklı akıl yürütmeleri öne sürülebilseydi, bu dönüşümün suniliğinin hesabını sormaya gerek bile kalmazdı. Mazhar’ın değişimi, siyasi sistemi eleştirmeden, kapitalizmi daha dikkatli bir şekilde örneklemeden, duygusal bir vicdani buhran ile geçiştirilince, beklentisi yüksek seyirciyi
Umut
Umut etmek insan ruhundaki işkenceyi kalıcı hale getirir, diyorlar. Ben buna inanmıyorum. Çünkü elimizde kalan tek şey, umut... İnsan olabilmek, insan kalabilmek üzerine arzuladığımız umut... Belki bir gün bir şeyler olur ve insanlar birbirlerinin gözlerine kinden, kibirden ve hırstan arınmış saf gözlerle bakar, belki bir gün dünyanın her yerinde savaş tamtamlarının yerini neşeli insan sesleri doldurur ve göğün o sonsuz derinliklerine uzanan barışçıl sesler gelecek adına bize daha iyi birer insan olabilme fırsatı verir... Belki bir gün bir şeyler olur ve adına 'yaşamak' dediğimiz şey insanca, pek insanca olur...