Diriliş; belki bir uyanış, belki yeniden doğuş Tolstoy için. Kiliseye, adalet sistemine, genel geçer toplumsal kabullere ağır eleştirilerde bulunuyor. Bir hırsızın yaptığı işten utanmasını bekliyoruz ama çok zengin kimselere karşı saygıda kusur etmiyoruz. Oysa onlarda çalıyorlar insanların haklarını, paralarını diyor özet olarak. Arada ki fark toplumun büyük kısmı zengin hırsızları kabullenip benimsiyor, fakirleri ise dışlıyor.
Başka bir konu ise, insanın içinden gelen doğru olanı yapma isteği, farkındalık, duyarlılık adına her ne denirse, kim gözünü, kalbini açıp yanlışa direnirse o da bir nevi dışlanıyor.
Nehluda henüz gençken hiç bir kızla beraber olmadığı için annesi endişeleniyor, ne zaman ki kumar oynamaya, çok para harcamaya, bir çok kız arkadaş edinmeye başlıyor, o zaman normal biri haline geliyor annesi için. Böyle bir toplumda tek tük doğruların ayakta kalması zorlaşıyor elbette. Ağır çalışma koşullarının hasta ettiği, bozduğu; sarhoşluğun, ahlaksızlığın serseriliğe sürüklediği, sersemleştirdiği bu çocuk işsiz güçsüz sokaklarda dolaşırken akılsızlığından bir ambara girdi, hiç kimsenin işine yaramayacak iki üç yolluk kilim aşırdı diye bizler, okumuş, zengin, geleceklerine güvenle bakan insanlar yakalamışız; onu bu duruma düşüren nedenleri ortadan kaldıracağımıza bu çocuğu cezalandırmakla her şeyi düzeltebileceğimizi sanıyoruz.
Kitabın en çarpıcı kısımlarından biri bu kesit. Yüz yıldan uzun zaman önce Tolstoy'un eleştirdiği ceza ve hukuk sistemi hala aynı. En büyük adaletsizlikler, adalet dağıtılan koca koca binalarda yapılıyor. Ve buna karşı duran üç beş kişi maalesef durumu değiştiremeyip bir yerden sonra duzeene ayak uyduran toplumun yansıması.