Maximillien

Maximillien
@Maximillien
Evli
Üniversite
İstanbul
İstanbul
79 okur puanı
Nisan 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·300 syf.·
2020 3. kitabı
İlk kez 1944,te vahşi kapitalizm,in kalesi Amerika,da yayımlanan Büyük Dönüşüm şu cümleyle başlar: Ondokuzuncu yüzyıl uygarlığı çöktü.Karl Polanyi,nin çöktüğünü ilan ettiği ondokuzuncu yüzyıl uygarlığının can damarı ve temel biçimlendiricisi, kendi kurallarına göre işleyen piyasaydı; emek, toprak ve parayı metalar haline getiren ve insan toplumlarını uluslararası düzeyde eşi görülmemiş bir kurumsal tekdüzeleşme içinde kendine kayıtsız şartsız bağımlı kılan piyasa sistemi…
Büyük DönüşümKarl Polanyi · Alan Yayıncılık · 1986161 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·549 syf.·
2020 2. kitabı
19. yüzyıl Fransa’sında maden işçileri ve onların direnişini anlatan Germinal, başkaldırının ve işçi sınıfının en önemli temsillerinden biri haline gelmiştir. Latincede tomurcuk, filiz anlamına gelen kelimeden türeyen Germinal, yazıldığı dönemde maden işçilerinin birçok anlamda umudu olmuştur diyebiliriz. Şimdi bulutsuz gökyüzünde gururla parlayan nisan güneşi doğurmaya hazırlanan toprağı ısıtıyordu. Toprak ananın besleyici sinesinden yaşam fışkırıyor, tomurcuklar patlayarak yeşil yapraklara dönüşüyor, tarlalar boy veren otlarla ürperiyordu. Her yanda tohumlar şişiyor, yukarı doğru uzanıyor, sıcağa ve ışığa ulaşma ihtiyacıyla toprağı çatlatıyordu. Taşan özsular fısıltılar çıkararak akıyor, çatlayan tohumlardan öpücük sesleri yayılıyordu. Arkadaşların kazma sesleri sanki yüzeye iyice yaklaşmışlar gibi giderek daha da belirginleşiyordu. Bu taptaze sabah vaktinde, güneşin yakıcı ışıkları altında, toprak işte bu uğultuya gebeydi. İnsanlar bitiyordu topraktan; karıkların arasında ağır ağır filizlenen, gelecek yüzyılın hasadı için boy atan ve yakında toprağı çatlatacak olan, intikamcı, kapkara bir ordu yetişiyordu.
GerminalEmile Zola · Dorlion Yayınevi · 201814,4bin okunma
Puan vermedi·294 syf.·
2020 1. kitabı
Kızıl kapitalizm kesinlikle okunması gereken bir kitap. 68 kuşağı olarak tanımlanan bizim nesil, Türk solunun Çinci – Rusçu veya Leninist-Maoist olarak bölünmüşlüğüne, içlerinde olmasak da tanık olageldik. 1917 devrimi ile başlayan Rus komünizmi 1991 de çöktüğü halde, 1949 da başlayan Maoist Çin devrimi kimilerine göre değişime uğrayarak, kimilerine göre de kapitalizme doğru makas değiştirerek yoluna devam ediyor. Çin’i her kesim kendi bakış açısına göre başka türlü değerlendirmektedir. Ben bunu körlerin bir fili tuttuğu organına göre farklı tarif edişlerine benzetirim. Mesela, termik santrallerine ve sanayi tesislerine bakınca, çok fazla CO2 salınımı ile küresel ısınmaya olumsuz katkı yaptığını düşünebilirsiniz. Ama aynı zamanda her yıl 0n milyon dekar ile dünyanın en fazla ağaçlandırma yapan ülkesi olarak, bu soruna olumlu katkısını takdir edebilirsiniz. Keza Şanghay merkezli doğu kesimini görünce Amerika’ya benzetebileceğiniz gibi, Batı Çin’de azgelişmiş bir toplum manzarası ile karşılaşabilirsiniz.Kapitalist veya liberallere göre; Komünizm iflas etmiştir. Çin artık bir kapitalist rejime sahiptir. Sosyalistlere göre; Çin bir komünist rejime sahiptir. İktidarda tam bir komünist parti vardır. Bu parti, kapitalist sistemin enstrümaanlarını kendine özgü bir tarzda kullanmaktadır. ABD gibi bir kapitalist dev varken, dünyamız bir başka kapitalist devi kaldırmaz.Çin yüz yıldan fazla süren politik kargaşa ve savaşlardan sonra, 1949 Mao devrimi ile kendine has bir komünist rejim kurmuştur. Mao’nun 1976 da ölümünden sonra da 1978-2008 yıllarını kapsayan 30 yıllık büyük dönüşüm programı ile de günümüzdeki başarısını sağlamıştır. Konfüçyüs ve Mao; Konfüçyüs ve Mao günümmüzdeki Çin kalkınmasını anlamamız için bilinmesi gereken iki önemli fenomen. Konfüçyüs bir düşünce adamıdır.
Kızıl KapitalizmCarl E. Walter · Abm Yayınevi · 20134 okunma
Puan vermedi·416 syf.·
2019 2. kitabı
Yarın Bizimdir Yoldaşlar romanı üzerinde uzun bir süre boyunca devam edeyn esrar perdesi, Manuel Tiago mahlasını kullanan yazarın, dönemin Portekiz Komünist Partisi genel sekreteri Álvaro Cunhal olduğhu anlaşıldıktan sonra kalkmıştı. 1974’teki Karanfil Devriminden sonra bakanlık görevlerinde de bulunan Cunhal (1913–2005), 13 Temmuzda hayata gözlerini yumdu. İki gün sonra Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleştirilen cenaze törenine yüz binler katıldı ve Cunhal ve eseri tekrar gündeme geldi.Roman bir dönem devrimci kuşağının gözbebeği olduğu gibi, kalıcı bir eser olduğunu gösterircesine, bugün de değerini koruyor. Romandaki kişilerin bize hiç de uzak olmayan koşullar içerisinde mücadele yürütüyor olmalarından mıdır yoksa devrimci değerlerin evrenselliğinin albenisinden midir bilinmez, Türkiye’de çok tutmuş olan bu eser birçok açıdan üzerine konuşulmayı hak ediyor. Zira roman salt devrimci romantizm yaratmakla sınırlı bir anlama sahip olmaktan öte, okuyucusuna çeşitli yönleriyle haz veren bir eser.Yarın Bizimdir Yoldaşlar korkanların egemen olduğu bir ülkede geçiyor; tohumdan ve topraktan, akan sudan korkanların pençesinde kıvranan bir ülkede, Salazar faşizmi altında yaşamaya itilmiş Portekiz’de geçiyor. Geleceği kendi gönlünce oluşturmak için geçmişi ve toplumun geçmiş belleğini silmeye çalışan eli kanlı tiran Salazar’ın faşist diktatörlüğüne karşı savaşan Komünist Partisinin kırsaldaki bir yerel örgütünün yaşadıkları anlatılıyor. Yazar zor koşullar altında çalışan parti üyelerinin ve sempatizanlarının kolektif yaşamlarını ortaya sererken; aynı zamanda, günahlarıyla sevaplarıyla, kusurlarıyla fazlalıklarıyla devrimci mücadele içerisindeki bu kişilerin bireysel sorunlarını –yine mücadele ekseninde– irdeliyor. Romandaki devrimci karakterler âşık oluyor, yalnız kalıyor,
Yarın Bizimdir YoldaşlarManuel Tiago · Yar Yayınları · 2015279 okunma
Fontamara ve Faşizm
Puan vermedi
Dün siteden bir arkadaşın okuduğunu görünce tekrar okudum bu mükemmel kitabı. Bizim memlekette işler hep korkarak ya da korkutarak yürüyor. 60'larda “Bu kış komünizm gelecek!”. 90'larda “İrtica geliyor!”. 2 binler “PKK!”. Şimdilerde “FETÖ!”, “Beka meselesi!”, “PKK!”, “HDP!”, “Kürtler!”, “Sandık”, “YSK”, “Çaldılar!” ve dahası… Ömrümüz hep korkutulmakla ve korkmakla geçiyor kısacası. Neyiin ne olduğunu bilmediğimiz vak’alarda binlerce can yitip gidiyor. Hepsinin acısı içimize çöküyor. Gün geliyor o acılar “haber” bile olmuyor. ‘Ya bir gün korkutamazsam!’ diye sorgulamıyor korku salıcı. Korkuttukça korkutası geliyor hatta. Korkunun dozunu arttırdıkça daha da korkunçlaşıyor. ‘En çok korkutanın en çok korkan, yani kendisi’ olduğunu fark etmiyor. Kendisiyle yüzleşmiyor. Korkularının esiri olmaktan kurtulamıyor. Edinimlerini kaybetmekten korkuyor haliyle. Kaybetmemek için de daha fazla korkutuyor. Korkutan kişi bilmiyor ki korkuyla düzen sağlanmaz. Ve korkutan kişi bilmiyor ki, haksızlığa uğrayan insanlar bir yerden sonra artık “hiç” korkmaz. FONTAMARA Toplumcu Gerçekçilik akımına yönelik yazdığı romanlarında Mussolini İtalyasını, özellikle güneyli fakir köylülerin hayatını anlatan Ignazio Silone, Fontamara kitabındaki bu pasajda korkunun ne kadar korkutucu olabileceği bakın nasıl anlatmış: “Peki ama neden korkuyorlar?” “Neden olduğunu kimse bilmiyor. Sadece korkudan. Bir milleti bir kere korku sararsa artık bunun izahı yoktur. Bu hastalık herkese geliyor, insanı tepeden tırnağa sarıyor. Bunun için, yalnız rejim düşmanları korkmuyorlar; ötekiler, şu faşist dedikleri adamlar çok daha fazla korkuyorlar. Onlar da bu işin böyle sürüp gidemeyeceğini biliyorlar, hem söylüyorlar, ama bundan korkuyorlar. Ne diye düşmanlarını öldürüyorlar? Korkudan. Ne diye boyuna polisler
FontamaraIgnazio Silone · Kor Kitap · 2019408 okunma