Toprak ayağımızın altında yumuşacık, kırmızı. Bacaklarımızı ısıran dikenlere aldırmıyoruz. Çalıların içinde bin bir çeşit hışırtı, kıpırtı, çıtırtı, vızıltı... Kuşlar, böcekler, taşlar... Uçanlar, koşanlar, sürünenler, sıçrayanlar ve dahi öylece durmayı seçenler. Doğa, yavaş yavaş yükselen güneşle birlikte başlıyor günlük serüvenine. Hep birlikte uyanıyoruz. Hep birlikte yaşayacağız gelen günü.
Kulenin merdiveni ve kapısı yoktu. Sadece tepede küçük bir penceresi vardı. Cadı ne zaman içeri girmek istese kulenin dibinde durur ve seslenirdi: "Rapunzel, Rapunzel, aşağı sarkıt altın saçlarını!"