Nerede tükettin ömrünü ? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet.. Geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki ?
Toprak ayağımızın altında yumuşacık, kırmızı. Bacaklarımızı ısıran dikenlere aldırmıyoruz. Çalıların içinde bin bir çeşit hışırtı, kıpırtı, çıtırtı, vızıltı... Kuşlar, böcekler, taşlar... Uçanlar, koşanlar, sürünenler, sıçrayanlar ve dahi öylece durmayı seçenler. Doğa, yavaş yavaş yükselen güneşle birlikte başlıyor günlük serüvenine. Hep birlikte uyanıyoruz. Hep birlikte yaşayacağız gelen günü.
Kulenin merdiveni ve kapısı yoktu. Sadece tepede küçük bir penceresi vardı. Cadı ne zaman içeri girmek istese kulenin dibinde durur ve seslenirdi: "Rapunzel, Rapunzel, aşağı sarkıt altın saçlarını!"
Senin oradaki insanlar, dedi küçük prens bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyorlar; ama yinede aradıklarını bulamıyorlar. Aslında aradıkları tek bir gülde ya da bir damla suda bulunabilir. Ama kördür gözler.. insan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görebilir..