Birincisi, roman okuru etkiler; onda arzu uyandırır; başkasının arzusunu, bir başkası olma arzusunu doğurur.
İkincisi, romanesk arzu özellikle de kadınları etkilemiştir; başkalarının hikâyesinden etkilenmeye, başka dünyalara kapılmaya, başkası olma arzusuna her zaman erkeklerden daha yatkındır kadınlar.
Peyami Safa: "Kadınlar medeniyeti gözleriyle anlamaya mahkûmdur... Şekillerle iktifa ederler ve renklerin değişmesi onları eğlendirir."
Kadınlar yalnızca romanesk hayallere değil, aynı zamanda "şeklin estetiği"ne, şekilperestliğin kışkırttığı hülyalara, "süs ve çizgi yalanına ve "harlı iştahlara da erkeklerden daha açıktırlar.
Aslında sorun başından bu yana bir tesir değil, bir su-i tesir; bir kötü etkilenme, bir aşırı etkilenme problemiydi. Yine de, her ne kadar Ahmet Midhat Bahtiyarlık, Müşahedat ve Jön Türk gibi anlatılarında kadının etkilenmesinde romanın payı olduğunu açıkça hissettirmiş, kadınların terbiyesinde yanlış kitapların kötü etkisi üzerinde durmuşsa da, Tanzimat romanında kadın-kitap-etkilenme üçgeni daha çok ima yoluyla kurulmuştu.