Aynen, Galile’nin teleskobundan bakmayı reddeden şu meşhur engizisyon yargıcı gibi, pek çok çağdaş ekonomist de, ekonomik sistemlerin geleneksel merkezinin yerini değiştirme ihtimali olan bir analizi dikkate almaya yanaşmıyor.
Yirmi yıl boyunca, her geçen yıl yaklaşık elli kadar dil ortadan kalktı;
1950’de hala konuşulmakta olanların yarıya yakını ise, an cak doktora tezlerinin birer konusu olarak hayatiyetlerini devam ettiriyor.
Ve dünyayı görmenin, kullanmanın ve ondan zevk al manın son derece farklı tarzlarının tanıklığına devam eden müstakil diller ise, bugünlerde çok ama, çok daha fazla bir benzerlik arz ediyor. Bilinç her yerde ithal markalar tarafından sömürgeleştiriliyor.
İktisat bilimi, büyük çaptaki eşya üreticileri tarafından, yönetimi ele geçirmek için bir propaganda olarak geliştirildi.
Sosyalizm, dengesiz dağıtıma karşı verilen bir mücadeleye indirgendi ve
refah ekonomileri kamu yararını servetle (Amerika’nın düşkünler evi, hapishane ve hastanelerdeki yoksulun onur kırıcı servetiyle) tanımladı.
Günümüz endüstri toplumu, hayatı eşyalar çevresinde düzenlemekte. Pazar yoğunluklu toplumlarımız maddi ilerlemeyi, üretilen eşyaların miktar ve çeşitliliğindeki artışla ölçmektedir.
Ve biz, hareket noktamızı bu sektörden alarak, toplumsal ilerlemeyi bueşyalara ulaşabilmedeki dağılımla ölçmekteyiz.