Prense karşı öfke dolu, dilini durmaksızın ona sövmek için kullanan çok yoksul bir adam vardı.
Prens bunu bilir ve sabrederdi.
Ama sonunda hatırına geldi ve bir kış gecesi, adamın kapısını prensin hizmetkârlarından biri çaldı, elinde bir çuval un, bir paket sabun ve bir şeker kamışı ile.
-Görüyor musun ki prens benim hatırıma ne kadar gereksiniyor?
Ama piskopos şöyle cevap verdi: “Ah, ne denli akıllı bir prens bu ve sen ne denli az anlıyorsun? O simgelerle anlatıyor. Un boş miden için, sabun kirli tenin ve şeker acı dilini tatlandırmak için."
Kartal ona küçümseyici bir bakış atarak, “Kim demiş, aynı aileden olduğumuzu?” diye köpürmüş, “kim demişse halt etmiş.”
O zaman tarlakuşu, “Fakat size hatırlatmak isterim ki, diye yetiştirmiş, ben de sizin uçtuğunuz kadar yükseklerde uçabilirim. Ben ayrıca, güzel güzel şakıyabilir ve şarkılarımla yerüzündeki öteki yaratıklara neşe verebilirim. Ama siz sesinizle ne hoşnutluk, ne neşe veriyorsunuz çevrenize.”
Herkes Güzel ve Çirkin’i birbiriyle karıştırdı. Yine de bazıları, ona ait olmayan kıyafetine rağmen Güzel’i tanırlar. Aynı şekilde Çirkin’in yüzünü de bilirler; zira elbiseleri onun gerçek kimliğini saklamaya yetmez.