Eğer kendimi bir fikre adayacaksam, en azından önce o fikrin kimsenin hakkını gasp etmediğini görmeliyim. Eğer öyleyse, onu bu durumdan kurtarmalıyım ki hakkını gasp ettikleri de kendi fikirlerini bulabilsin.
Oy vermek oyun oynamak gibidir, dama veya tavla gibi, çok az ahlaki düşünceye bağlıdır, ama yanlış ve doğruyu seçmek için ahlaki değerleri sorgulamak gerekir, burada ise bahis eşlik etmektedir. Ama gerekliliği asla faydalılığın gerekliliğini asla geçmez. Doğru olana oy verseniz bile, bu hiçbir işe yaramaz. Bu sadece kimin egemen olması konusunda sizin düşüncenizi gösterir.
Asıl kavgam, uzaktaki düşmanla değil, en yakında olan ve uzaktaki düşman ile birlik olan ve fırsat sunan düşmanladır ve bu kimseler olmasa, zaten uzaktaki düşmanın hiçbir zararı olamayacaktır. Kitlelerin hazır olmadığını söylemeye alışkınız ve bunun suçunu da azınlıktaki kimselerin yeterince akıllı veya donanımlı olmadıklarından ilerlemeyi yavaşlattıklarında buluruz. Çoğunluğun sizin kadar iyi olması çok da önemli değildir, yeter ki bir yerde bir iyilik olsun, o bütün hamuru mayalamaya yeter.
İnsanlar, devlete hizmet etmekte, ama insan olarak değil bedenleri olan makineler olarak. Onlar: Sürekli ordu, asker, gardiyan, memur, yasa uygulayıcı... Çoğu örnekte, duygu ya da düşünce ne olursa olsun, özgürce hareket etmek mümkün değildir; bu insanlar taş gibi toprak gibi değerlendirilmektedir. Aslında, bu hizmetlere koşmak için belki de taştan ve topraktan insanlar üretilmelidir. Onlar ancak atlar veya köpekler kadar değer görmektedir.