Otoriteyi biz yaratıyoruz: devletin otoritesini, polisin otoritesini, idealin otoritesini, geleneğin otoritesini. Siz bir şey yapmak istiyorsunuz ama babanız "Onu yapma!" diyor. Ona itaat etmek zorundasınız, aksi halde onu kızdırırsınız, üstelik karnınızı doyurmak için babanıza bağımlısınız. Korkunuz yüzünden babanızın kontrolü altındasınız, değil mi? Bu nedenle o sizin otoriteniz oluyor. Aynı şekilde, gelenek tarafından da kontrol ediliyorsunuz. Şunu yapmalısınız, öbürünü yapmamalısınız, belli bir tarzda giyinmelisiniz , kızlara veya erkeklere bakmamalısınız. Gelenek size ne yapmanız gerektiğini söylüyor ve gelenek her şeyden önce bilgidir, değil mi? Nitekim size ne yapmanız gerektiğini söyleyen kitaplar var. Keza devlet de yapmanız gerekenleri size bildiriyor; aynı şeyi anne babanız, toplum ve din de yapıyor. Bu durumda size ne oluyor peki? Eziliyorsunuz, bozuluyorsunuz. Asla capcanlı düşünerek hareket edip yaşayamıyorsunuz, çünkü bundan korkuyorsunuz. İtaat etmeye mecbur olduğunuzu, aksi halde çaresiz kalacağınızı söylüyorsunuz. Bu ne demektir? Otorite yaratıyorsunuz demektir, çünkü emin bir davranış biçimi, güvenli bir yaşam tarzını arıyorsunuz. Tam da bu güvenlik arayışı otoriteyi yaratıyor ve işte bu yüzden siz basit bir köleye, çarktaki bir dişliye dönüşüp hiçbir düşünme ve yaratma kapasitesini hayata geçirmeden yaşıyorsunuz.
“Bizler her zaman güzelin peşinden koşup çirkinden kaçıyoruz ve biriyle içsel zenginliğe kavuşmaya çalışırken, diğerinden kaçmak kaçınılmaz olarak duyarsızlığı besliyor. Hiç kuşkusuz güzelliğin ne olduğunu anlamak veya hissetmek için hem güzel olana hem de çirkin olana karşı duyarlı olmak gerekir. Duygular güzel ya da çirkin değil sadece duygudur.”
“Sevgi bilgiyle yeşertilemez; ve sevgisiz, bilginin peşinde koşan bir zihin acımasızlığın tüccarlığını yapıyor ve sadece daha fazla verimi hedefliyordur.”
“Yalnızlık zihnin kendini bir aynada berrak görebilmesini sağlar. Ayrıca yalnızlık zihni ben-merkezci etkinliğin ürünü olan bütün karmaşaları, korkuları ve yılgınlıklarıyla doymak bilmez hırstan arındırır. Bununla birlikte yalnızlık zihne zaman açısından ölçülemeyen bir dinginlik ve tutarlılık kazandırır. Bu berraklık zihnin karakteridir. Karaktersizlik ise kendiyle çelişme halidir.”