Kemal Varol'un Âşıklar Bayramı, bir baba-oğul yolculuğu anlatısıyla uzlaşma, kimlik, aşk ve özlem temalarını inceleyen dokunaklı ve lirik bir romandır. Varol'un genel olarak romanlarında göze çarpan en önemli özelliklerden biri derin insan hikâyeleri yaratması ya da kurgulamasıdır. Varol'un bu eseri de diğer romanları gibi hem şiirsel hem de içe dönüktür, hikâyenin dokusuna zengin imgeler ve duygusal derinlik katar. Romanın birinci şahıs anlatımı, okuyanları ana karakterin samimi düşüncelerine çekerek insan ilişkilerinin saf ve hakiki bir betimlemesini sunar. Aile içi yabancılaşma ve kişinin kendini keşfetme süreçleri kitapta derinlikli bir şekilde ele alınmıştır. Gezici bir ozan olan baba ile oğlu arasındaki gergin ilişki, olay örgüsünü şekillendiriyor. Fiziksel mesafeleri ve duygusal çatlakları aşarken baba ve oğulun yolculukları kişinin kendi içine dönüşünü (travma ve pişmanlıkları), yarım kalmışlıkları kekremsi bir tatla okuyucuya sunuyor. Ve tabi toplumsal anlamda romanda en önemli detaylardan biri olan âşıklık (ozanlık) kültürü romana ayrı bir zenginlik katıyor. Roman, romantik bir atmosfere sahip olmakla birlikte psikolojik, ailevi ve toplumsal konulara da yer ayırıyor. Âşıklar Bayramı'ndaki karakterler karmaşık ve çok yönlüdür, diyebiliriz. Babanın kişiliği ve oğlunun çatışan kızgınlık ve özlem duyguları aracılığıyla oluşan dinamik ilişki romanın ilerlemesine büyük bir katkı sunuyor. Kültürel zenginlikleri de ele alması açısından edebî eser olmanın yanında bir ayna işlevi de görüyor dersek yanlış olmaz. Bu romanın daha sonra filme çekildiğini tekrar hatırlayalım.
Kemal Varol'un yazı tarzına aşina olanlar bilir. Kendisi, yazılarına mistik bir hava katar ve edebi (şiirsel) dili kullanmakta mahirdir. Kitaptaki Ağıtçı Kadın karakteri ölümün ve kaybetmenin sosyal ve bireysel yönünü (o tuhaf duyguları) kapsamlı bir şekilde sorgulayan ve aynı zamanda okuyucuya sorgulatan bir figürdür. Ağıtçı Kadın sadece ağıt yakan bir şahsiyet değil, aynı zamanda geçmişin, acının ve ortak mirasın taşıyıcısıdır. Ağıt yakma bu anlamda kolektif bir hafıza işlevi görerek toplumsal yaraların dile geldiği bir zemine oturtulur. Ağıtçı Kadın ölüm ile yaşam arasındaki geçişi simgeler. Kemal Varol, Ağıtçı Kadın yaratımıyla yaşadığımız kadim coğrafyanın kültürel mirasını ve ölümün bireyler üzerindeki dönüştürücü gücünü titizlikle işler. Ucunda Ölüm var adlı kitap, sosyal ve kültürel kodlarımızın arka planında hayat, ölüm ve insan psikolojisinin ayrıntılı bir incelemesidir, diyebiliriz. Eser, ölümü sadece bir son durak olarak değil, aynı zamanda hayattaki seçimleri, ilişkileri ve aidiyet kavramını da etkileyen bir ana tema olarak irdeler. Yazar, metinler aracılığıyla varoluşsal problemler temelinde okuyucuları kendi hayatlarını ve hikâyelerini sorgulamaya özendirir. Roman, teknik anlamda bakış açıları ve zamanlar arasında mekik dokuyarak hafıza ve deneyimin parçalı ve öznel doğasını yansıtır. Bu anlamda post modern anlatı ile bir bütünlük içerisindedir. Yazar, bilinç akışı tekniği ile karakterlerin iç dünyasına direkt ulaşabilmemizi sağlar ve bu da romanın psikolojik karmaşıklığına katkı sunar. Romanda ölüm, yaşam, doğa vb. kavramlar metaforlaştırılarak varoluşsal sorgulamalarla ilişkilendirilir. Eser, tematik yoğunluğuna rağmen genel anlamda detaylı açıklamalardan ziyade duygu ve etkileşimin zerafetine yoğunlaşarak minimalist bir tarz izler. Bu da okuyucunun
Ucunda Ölüm VarKemal Varol · Everest Yayınları · 20212,863 okunma