Öyleydi, günün birinde bizden bir başkası gibi bahsederdi en yakınımızdakiler. Arkadaşlıklar, dostluklar, aşklar geride kalırdı. Bizimle ilgili tüm sıfatlar değişmiş, tüm yüklemler yerini terk etmiş, adımızın önündeki veya arkasındaki her şey bambaşka bir diyara göç etmiş olurdu sonunda. Bir zamanlar hayatımızın tamamını kaplayan insanların hikâyelerinden, bizi tanımlayan ifadelerinden günün birinde uzak kalıyorduk ve en acısı da buydu. Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikâyeden de mahrum kalmak demekti.
Yıllar yıllar önce, yine bu şehirde, bir arkadaş evinin balkonunda gözümüzü kurutma seslerine açtığımızı hatırladı sanırım. Sadece bir ayrılığın değil, bir zamanlar gül gibi geçen günlerin hatırasını anımsattığı için gözleri tavandaki biber ve patlıcan kurutmalıklarında kaldı. Küçük bir an için göz göze geldik. Bir çıt sesi duyduk aniden. Bir yerlerde bir şey kırıldı. Ayrılığın da bir sesi olduğunu o an daha iyi anladım.