Anne sence bu kız nasıl, sevdin mi? Soramıyorsun işte, öyle yalnızsın. Öyle uzaksın
her şeye... Bırak değerini bil hayatın, sev yanındakileri. Özlüyorsun sonra...
Anlatamıyorsun, anlamazlar... Her Allah'ın günü babanın mezarındaki elma ağacını
sulamaya gidiyorsun. Baban elmayı çok seviyor. Gözyaşı toprağa iyi gelmiyor.
Git elindekilere sarıl ve ne olur değerini bil öpemediğin ellerin. Sarılamadığın
zamanlar olacak. Elbette yine güleceksin ama hayat işte, kalbin var. Aklın var,
çıkmıyor aklından. Senin olmuşlar ya bir kere... Oğlum diye sevmişler ya seni. Şimdi
dünya nüfusu sevse yeter mi? Yetmez. Kimse baban gibi oğlum diyemez, kimse annen
gibi sarıp sarmalayamaz.
Hayatındakileri sev, sonra çok özlüyorsun ve öyle dolmayan boşluklar oluyor ki
içinde... Klavyedeki boşluk tuşunu görsen ağlıyorsun. Bugün kendine bir iyilik yap ve
sadece sev.
Üzerinden zaman geçtiğinde alışıyorsunuz ve kabulleniyorsunuz...
Belki de sadece bu yüzden zaman her şeyin ilacıdır.
Her şeyin hep iyi devam etmesi diye bir şey yok
hayatta...
Ayrılıklar var içinde ölüm olan. Zaten ben bundan başkasına ayrılık demem. Canın,
kanın olan insanları kaybetmek var. O zaman sorguluyor insan, neden benim ailem
dağıldı? Eee, herkesin annesi var. Baba diyorlar çocuklar. Ben neden bu kadar yalnız
bırakıldım?
Beraber geçirdiğin güzel günlerin değerini bilmelisin. Annenin pazar sabahı
hazırladığı kahvaltıyı, babanın aldığı sıcak ekmeklerin kokusunun değerini bilmelisin.
Sonra kaybettiğinde özlüyor insan. Ben yalnızım, diyorsun. Aradığım sevgili değil
huzur, diyorsun. Baba, şu kızı seviyorum, istemeye gidelim diyememek nedir biliyor
musun? Bunu söyleyecek bir baban olmaması. Kızın babasına baba diyememen...
Diyemezsin ki oğlum. Senin gözlerin ağlamaya programlı.
Sevginin öğretilmediği bir yer ne kadar samimi olabilir ki? Ben sevdim,
kitaplardaki "Seni seviyorum" laflarının üstünü çizdim. Ben bugün seni sevsem yine
susarım. Öyle şeyler filmlerde olur. Orada karşılaşırsak bir gün severim elbet seni.
Söylerim film oluruz, öperim yurduna dönmüş bir şairin vatan toprağını öptüğü gibi
seni...
Anlarsın o zaman öpmek neymiş, sevmek sadece filmlerden mi ibaretmiş? Seni
buradan bir severim, ilkokulda tek ayak üzerinde tahtanın önünde durduğum anlar
ölür. Sen yaşarsın, ben severim. Filmler mutlu sonla bitmez derler ama biz film değiliz.
Sen yürü kalbime doğru, ben sana bir koşarım, Usain Bolt bile yetişemez.
Gitmek isteyeni ve gideni hiçbir söz geri getirmez, bilirim ama umut hep hayatın
içinde... İnsan bir şeyler yapmak, bir yolunu bulmak, gideni döndürmek istiyor ve
mümkün olmadığını bile bile yola çıkıyor. Uzaklarda o ama aramızdaki mesafe bir
telefon kadar, bir mesaj kadar, bir mektup kadar. Aradığımda açmıyor, mesajlarıma
cevap vermiyor. Okuyor mu yoksa okumuyor mu, onu dahi bilmiyorum. Kalıcı bir
şeyler olsun istedim, düşününce ben onu bir mesajlık sevmedim. Uzun uzun sevdim
çok uzun şeyler yazmalıydım. Anlamalıydı, dönmese bile farkına varmalıydı.
Sayfalarca yazdım, belki bir mektup zarfına sığmayacak kadar çoktu yazdıklarım...
Okumaz diye düşündüm ve yedinci sayfayı yazarken bütün mektubu çöpe attım.
Neden yazıyordum ki ben bu mektubu? Bu kadar uzun uzun yazmanın temeli neydi?
Hangi acı, bir adama yedi sayfa mektup yazdırır ki? Yazdıran şey acı değildi, anladım.
Peki neydi?
Yeni bir kâğıt aldım elime ve ön yüzüne "Belki her şey bu kâğıdın arkasındadır"
yazdım. O gün o mektubu gönderdim.
Özlediğim kadarsın.