Belediye otobüslerinde şişman bir adam kendine oturacak yer ararken hep yalnız oturan zayıf birini seçer. Çünkü diğerinin koltuklardaki kıç payını kendisi kullanacaktır. Size garip gelecek biliyorum ama her zayıfın yanında bir şişman olması tesadüf değildir, bu insanoğlunun en eski stratejisidir. Herkes diğerinin boşluklarına göz diker ve aslında kurtarıcı olduğunu ima eder.
O günden sonra Ateş abiye bir üşüme geliyor. Yaz kış demeden hep üşüyor, üşüyen bir ateşe dönüşüyor... Ellerini ovuşturup dizlerinin arasına alışı, paltosunun önünü ve boğazlı kazağın boyun kısmını çekiştirmesi ağustos ayında bile yanında oturanlara üşüme hissi veriyordu. Ateşin kenarında oturan bir insanın iç cebindeki yiyeceklerin küflenip bozulmaması onun tüm ruhuyla gerçekten üşüdüğünü gösteriyordu.
Onun kadar güzel yok olmayı becermiş insanı...
Koşarken onunla çarpıştığınızda göğsünden girip sırtından çıkabilirdiniz çünkü içi boştu, içini boşaltmıştı, belki de boşaltılmışlardı ve artık içine bir gün kaybedebileceği hiçbir şeyi doldurmak istemiyordu...
Onda, zihninin derinliklerinde istemek fikrinin kalmış olabileceğini de bilmiyoruz veya böylesine büyük bir yok oluşu inşa etmiş adamda istemek fikri zaten kalmamıştır dersek daha doğru olur.