Herkes mahçuptur, kalbine karşı.
Yaralı bir nîdayız yaşadığımız şu cihânda...
İbrahim gönlümü put sanıp kıran kim.
Tanrının ölü olmadığını, sadece sarhoş olduğunu düşünmeyi tercih ederim.
Söyle,bir daha söyle,benim de,seninim de,
Yaklaş uyandır beni bir ölüm uykusundan,
Sarın maviliğime, bu bizim gökyüzümüz,
Baksana, bir evren çalkalanıyor içimde.
Kimse fark etmeyecek seni.
Seni en kuytu bakışlarımda saklayacağım.
Başlayıp da bitiremediğim yazılarımda.
Bir radyo istasyonunda art arda çalınan Orta Doğu şarkılarında.
Sen gideceksin.
Ve aslında gitmelisinde.
Hemde bir eylül ayında gitmelisin..
Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman..
"artık kalbim yok ağladığımda sana
düşündüğümde seni artık kalbim yok
seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
köpeğine
suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
ve bekledim batmasını
bekledim batmasını yanan bir gemi
nasıl ağlayarak denize dökülürse
istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
özlediğimde seni
arta kalmış bir kalbim yok!
YOK!"
Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa