"Hiç değilse, eğer doğamızdaki zorbalık ve kararsızlıktan ya da kendi deneyim eksikliğimizden muzdarip isek, o zaman ne suratımızı buruşturmalıyız, ne de yalan söylemeliyiz. Eğer birbirlerinden hiç ayrılmaması gerekenler, birbirlerinden ayrılıyorlarsa, o zaman bu böyle olmalı. Eğer bu birliktelik bitmiş ise, birlikteliği devam ettirmek için bahaneler ileri sürülmemeli. Ayrıca ölmemesi gereken bu duyguları artık içlerinde hissetmeyen kimseleri, yalan söylemeye zorlamamalıyız; şöyle ki eğer bu canavarca şiddetli arzu artık mümkün değilse, o zaman buna ihtiyaç da yok demektir."
"Son iki yüz yıl içinde, bizim bunlara bakışımız değişti. Gerçekten kendimizi kandırmıyoruz veya cinsiyetler arası konularla uğraşırken bütün sorunlardan kurtulmuş olduğumuzu düşünmüyoruz. Şunu biliyoruz ki, bir erkek ile bir kadının doğal tutkuları, duygusallığı ve dostluğu karmaşık ilişkilere dönüştürmeleri nasıl mutsuzluk getirirse, işler iyi gidince de bu geçici yanılsamalar yumuşar. Fakat bizler bu aşağılayıcı durumu mutsuzluğun üzerine ekleyip, çıkarcı çekişmelerle yaşamı ve sosyal konumu berbat edecek kadar deli değiliz. Kendi aşkımız ve arzularımızın bir sonucu olan çocuklar üzerinde baskı ve şiddet gücümüzü kullanamayız."
"Her tarafın bu şekilde değişmiş olması ne kadar ilginç, ama buralar yine de eski adlarını koruyorlar! Bakın, bu evler yerlerinde ne kadar oturaklı duruyorlar! Hala yeni binalar yapılıyor, bakın!"