Evet... Geldim en korktuğum seriye *Davul sesleri* Kızıl Kraliçe Kitap İncelemem...
Kızıl Kraliçe hakkında bir çok olumsuz yorum okumuştum ve açıkçası caanım kitaba zerre kadar bile başlamak istemedi. Sürekli böyle raftan alıp geri yerine koyuyordum ama en son cesaret ettim başladım kitaba. Baya korkuyordum Reading Slump’a girmekten ama kitap o kadar mükemmeldi ki nasıl akıp gittiğini bilemedim.
Şimdi bir evren düşünün, insanlar kan renklerine ve onlarla birlikte gelen + ve - lere göre sınıflandırılmış. 'Kırmızı Kan' yeteneksiz, alt tabaka ve köleler. 'Gümüş Kan' (ah o gümüş kan...) Doğuştan var olan -Ailesel Kökenlere göre farklılık gösteren- güçler, üst sınıf, ve TANRI katmanı ve Kural belirleyenler... Gümüşler Kızıllara, onların tanrıları olduğunu ve onlara itaat etmeleri gerektiğini söylemiş ve bunu zihinlerine enjekte etmiştir. Tabii klasik olarak Kızıllarımız aç, yoksul, sefil, gariban, işçi, zayıf, cahil, eğitimsiz.. Ve daha binlerce 'alt tabaka' kelimeleri.
Şimdicik! Ana karakterimizi tanıyalım biraz değil mi? MARE BARROW. 17 yaşında fakir bir kasabada ailesiyle diğer kızıllar gibi yoksul bir hayat geçiriyor. Kızımız TAM anlamıyla dızcı. Ama öyle basit bir hırsız kelimesi olmaz buraya... Koy Adana'ya sal 1 saat sokağa sana 1 saat sonunda tüm semti dızlamış geliyordur. Eli çabuktur yani. Neyse kardeşleri var bunun 3 erkek kardeşi de zorunlu askerliğe alınmış (kızıllar için 17 yaşını dolduran herkes, eğer çalışmıyorsa savaş alanına gönderilir) babası yaptığı zorunlu askerlikten gazi olarak çıkmış tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş. Kız kardeşi mükemmel yetenekli bir terzi ve çok zeki.
Ben bu kitabı 'Kızıl Yükseliş' serisinden sonra okudum ama içimi açmadı. Yani öyle bir seriden sonra beni tatmin etmedi ve bu çok normal. Ana Karakteri daha ilk kitaptan