MeSu

MeSu
@MeSu32
GÖRÜLMEMİŞ RÜYALAR 4 Odamda –o, 9 m²’lik gezegende, rafların tıkabasa her yanı çevirdiği, aralarına bir kağıt sığacak boşluk olmayan, zaman zaman kargodan gelen kolilerce kitabın aralarda eriyip, kaybolup, kendi yolculuklarına çıktığı uzamsız cumhuriyette- bu güne kadar hiç bilmediğim bir bölmeye rastlıyorum. Rafın birinde, birkaç kitabı yerinden oynatınca, ardında beliriveriyor. Birdenbire. Hiç yoktan. Öyle filmlere-romanlarda gibi, kitap görünümlü bir manivela ile açılan koca bir tünel değil, bilemedin bir-birbuçuk karış yükseklik ve genişlik. Uzadıkça uzayan bir tünel(cik). İçi kitap dolu. Bunlar benim kitaplarım. Merakla inceliyorum. Bir kısmı, farklı zamanlarda kitaplığımda gerektiğinde arayıp da bulamadığım, günler sonra, aranmadığında, bir kenardan baş uzatıp, kıs kıs gülenler. Birkaçı; raflarda, kitap aralarında belirli bir yeri benimsememiş, yerleşikliği sevemeyen, her zaman başka bir yer hayalleri içindeki avareler-Oğuz Atay Günlükler, Sait Faik Alemdağ’da Var Bir Yılan, Borges Alef, Sadık Hidayet Kör Baykuş-, gezentiler. Aralarında ilk ez gördüğüm halde, bir şekilde benim olduğunu bildiğim-bilmek değil de daha çok bir sezgi bu- yaşamımda olan-olmayan bir zamanda, yer etmiş, anılarıma karışıp soluklaşmış, vaktinde okurken-okumadan duygulandığım kitaplar da var. Bir çeşit “yeraltı”na geçmişler. Bir ele avuca sığmazlıkları, kendibaşınalıkları, ulaşılmazlıkları var. Bambaşka bir ışıltıyla parıldıyor. Belki, okulda kaçakların gizli gizli sigara içtikleri bir yer. Onları bulduğum kitabı yerleştirip, örtüyorum kapaklarını. İstedikleri zaman, cigaraları, sohbetleri bittiğinde gelirler yine. Bazı kitapları kendi hallerine bırakmak gerek. 12.Aralık.2016
Reklam
Lucas, ejderhaya karşı verdiği savaşımlar Yaşlandıkça anlıyor onu öldürmenin kolay olmadığını. Bir ejderha olmak kolay ama onu öldürmek kolay değil, çünkü çok sayıdaki kafasını (bu sayı danışılabilecek yazarlara ve hayvanat kitaplarına göre yediyle dokuz arasında değişiyor) keserek öldürmek gerekiyor, ancak en azından bir tane iyi kafayı alıkoymak zorunluluğu var, çünkü ejderha Lucas'ın kendisi ve Lucas'ın istediği ejderha olmaktan çıkıp kendisi olarak kalmak, yani çok beyinlilikten tek beyinliliğe geçmek. Seni bu durumda görmek isterdim diyor Lucas çok kıskandığı Herakles'e, çünkü onun Hydra'yla yani ejderhayla böyle sorunları olmamış, bir kılıç darbesiyle kafalarını uçurup Hidra'yı yedi ya da dokuz fıskiyesinden kanlar fıştıran gösterişli bir havuza çevirmiş. Ejderhayı öldürmek başka, yalnız bir kez Lucas olup yeniden Lucas olmak isteyen bu ejderhanın kendisi olmak başka. Örneğin bir bıçak darbesi, plak koleksiyonu yapan kafaya atacaksın, bir bıçak darbesi de hiç değişmeksizin pipoyu masanın soluna, içinde keçe kalemlerin bulunduğu vazoyu da sağda biraz geriye koyan kafaya. Şimdi sonucu değerlendirelim. Hımm, bir şeyler elde edildi, iki kafanın eksilmesi geriye kalan kafaları bir parça olsun bunalıma soktu, bu üzücü olay karşısında heyecanla düşünüp taşınıyorlar. Başka bir deyişle: Venosa prensi Gesualdo'nun madrigal serisini bir an önce tamamlama gereği en azından bir süre için saplantı olmaktan çıkıyor (bu seriyi tamamlaması için iki plak eksik, galiba piyasada kalmamış, yeniden de çıkmayacakmış, bu durum diğer plaklara sahip oluşunun verdiği keyfi de bozuyor. Temiz bir kılıç darbesiyle ölsün böyle düşünen, olmadık şeyler arzulayan ve onlara saplanan kafa). Ayrıca piposunu aradığında yerinde olmadığını keşfetmesi keyif verici bir yenilik. Bu düzensizlik
Sayfa 9·Kitabı okudu
Sinema
Bir yerde görmüştüm. Bir bardağın içinde irice çakıl taşları, altında; Bir kap ne kadar alır? sorusu. Ardından çakıl taşlarının arasına kum dolduruldu. Dolu sandığım kap, bir şeyler daha almıştı. Ardından üzerine hafif hafif sallaya sallaya kül eklendi. Bir şeyler daha almıştı. Sonra, üzerine bir parça su da eklenip, su aralara sızınca düşünme gereği duydum; Dolu- dediğimiz her şeyde bir eksik yan, bir boşluk var gibi. Bunu zamana uyarladım. Günlük hayatta hiç boş zamanım yok gibi duruyordu. Sonra kimi küçük zaman kırıntılarına, birkaç dizelik bir şiir, daha bütün gibi olanlara bir-iki sayfalık bir öykünün sığabildiğini gördüm. Bu onların basit olduğu, kelime sayısı azaldıkça derinliğinin azaldığı anlamına gelmiyor. Tam tersi. O aralara düşünecek iyi bir girinti, çoğaltacak farklı bir duygu peşine düşebiliyorum. Benece hiçbir zaman bir kitap okumamalı. Farklı türde kitapların ardına, aynı anda düşmeye çalışmalı.
7/10
·274 syf.··
2016 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2016 20:17
İki karşıt taraf; Cumhuriyetçi-Falanjist. Franco döneminde İspanya. Öldürülen falanjist'in katilini bulmaya çalışan çavuş Tejada'nın karşısında sosyalist Gonzalo. Gonzalo'nun derdi intikam. Tejada sevdiği kadını vurmuş, öldürmüş. Ölümü hiçe sayarak dalıyor Madrid'in karanlık, kaçakçılık, cinayet, tecavüz ile dolu sokaklarına. Tarihi Polisiye olarak türlendirilmiş roman. Devamında üç kitap daha var. Yazar öyle ince bir hat üzerinden anlatıyor ki öyküsünü, ne taratan olduğunu, fikrini-zikrini açık etmeden ilerliyor anlatı. Klişeleştirme derdi yok, ideolojik etiketlerden önce, odağında insanın sıradanlığı, insan oluşu var hep. savaş, aynı zamanda büyük şehirlerde, yeraltında işlenen suçlar, karaborsa, hiçbir vicdana, kurala, ahlaka sığmayan bir yaşam da demek. Bir kaşık kahve, şeker, un, et, kibrit kutusu kadar çikolata, bir okul defteri, insanların ulaşamayacakları, hayalini kurdukları şeyler. Tüm kitap boyunca altı çizilecek bir satır bulamadım. Ne varsa, ne verilmek isteniyorsa anlatının bütünü sırtlanıyor bunu. Acı, üzüntü, coşku, korku duyguları arasında ilerlerken kahramanlar, onlarla bereber yaşıyorum-ne kadar olursa artık- karmaşık duyguları. Bakalım, devamı ne gösterecek...
Bir Faşistin ÖlümüRebecca Pawel · Literatür Yayıncılık · 201017 okunma

MeSu

, bir kitap okudu
7/10
·274 syf.··
7 günde okudu
·
2016 3. kitabı
Rebecca Pawel
7/10 · 17 okunma
Reklam