MeSu

MeSu
@MeSu32
Puan vermedi·224 syf.··
2016 9. kitabı
·
150 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2016 17:56
Sakınarak, gıdım-gıdım okuyorum, her gün bir-iki bölüm. Kimi paragraflarda geri dönüşlerle. Diğer kitaplarını da almalıyım diyorum, uğraşsam, kendimi zorlasam, bir odaya kapansam, derinleşsem, incelse duyular-düşünceler, ben de yazamaz mıyım bunlar gibi bir paragraf?
Acıyla, Sevgiyle Kahramanca...Füsun Akatlı · Boyut Yayın Grubu · 19988 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kısalı-uzunlu, uzak-yakın dostluklardan fire verdikçe, her seferinde kısalı-uzunlu, geçici-kalıcı acılar yaşarsınız. Bir yol ayrılması bile olmayan, olamayan ayrılışlardır bunlar. Vefanın olmadığı yerde, vedanın hiçbir anlamı yoktur. Vedalaşmazlar. Ama neden hep onlar giderler, siz kalırsınız? Bir keresinde de siz gitseniz? Belki gidilen o yerlerde daha güzel, daha anlamlı birşeyler vardır da, ona ve onun için gidiliyordur! ‘Orası’ neresidir? Öğrenemezsiniz... Siz hep kalırsınız. 'Partir... c’est moıırir un peu’ (Ayrılmak biraz ölmektir) sözünü hep doğru bellemişsinizdir ama, nice yıllardan sonra, bir sevgili sesin fısıltısını sanki ilk kez/ yeniden duyarsınız: Hayır. Aslında ‘Rester... c’est mourir un peu!’ (Kalmak... Ölmek budur [asıl] biraz)"
Sayfa 16·Kitabı okudu
"Siz istediğiniz kadar mektuplarınızı, resimlerinizi, yazılı kağıtlarınızı, manalı-manasız nesnelerinizi atmayın, saklayın... Kendinize kolay el uzatılamayacak bir çekmece içinde özgül bir ‘yitmiş zaman parçası’ ayırın; onu kendinize saklayın... Belleğinizle uyumlu yaşamaya çalışın... Bu arada birşeyler yazın, yazın, yazın... İstediğiniz kadar sözcüklerinizi seçerek, insanların duygularını, yorum skalalarını gözeterek konuşun, yazın. Mesafeleri iyi ayarladığınızı sanın. Tevazunuzun tevazu olduğunu belli etmemek için çaba gösterin. Şizoid bir kontrol kulesi gibi yaşayın... Bu arada birşeyler yazın, yazın, yazın... Yazdıklarınız sanki suya yazılıdır, attığınız taş istediğiniz kuşu vurmaz, yanlış kapılardan geç girersiniz, hiçbir zaman ‘zamanında, orada’ olmazsınız, olamazsınız. İnsanlar hemen anlarlar sizin kendilerinden olmadığınızı... Sizin, onlardan olmadığınızı anlamanızdan daha çabuk, daha erken!"
Sayfa 16·Kitabı okudu
"Gel de şimdi iki kere iki dörtlerin, siyah-beyazların, pekinliklerin kurgul dünyasına uyarla kendini. Bilinç de bilinç diye tuttur. Mr. Hyde’ları kırk kilit altında tut. Koskoca bir yalanı yaşarken, kınamalara, yargılamalara, suçlamalara, ayıplara sığın. Doğrunun değişmez ölçütü sana verildi çünkü, erdemliliğin fahri hemşehriliği de! ‘Kolay’ olanın aynı zamanda ‘güzel’, ‘doğru’ ve ‘gereken’ olduğuna bu safdilce -ne safdilcesi, budalaca!- inanç mı başını göğe erdirecek insanların? Yoksa başkalarının çarmıhını da ben mi sırtlanacağım? Bir keşiş, bir ermiş, bir havari, bir yalvaç olamamanın bunca bungunluk vermesi de biraz garip olmuyor mu? 'Cehennem başkalarıdır’ denmiş. Cehennem, bir türlü belli sınırları koruyamayıp da sanık sandalyesini mekân tutmanın, kendini de, başkalarını da buna koşullandırmış olmanın yazgısından başka bir şey değil. İşte başkaları, bu anlamda cehennem belki. Orada hep birlikte ve tek başınayız. İğnelerin kuyu kazamadığı, hep Penelope’lerin elinde kaldığı, gündüz örülüp gece sökülen bir dünyada sığınaklar, fıçılar aramak da bana göre değil. Şimdilik tahlisiye sandalları, cankurtaran simitleri de ‘rezerve’! Ne olacak peki? Sıram geldiğinde dağıtılanın biteceğinden neredeyse emin olduğum bir kuyruktayım. Kaşla göz arasında önüme geçiyorlar. Yoruluyorum. Ayak değiştirmek, çömelmek, bir duvara yaslanmak yasak. Gitmek içinse, artık çok geç. Son trenler, vapurlar kalkalı yaşım kadar yıl geçti. Abâd olası hanede de evlâd ü ayal var! Uyanıyorum. Günlük güneşlik bir dünyaya açtığım gözlerimi titreyen ellerimle boyuyorum. Boynuma Hint ipeğinden afili bir fular bağlıyorum. Gülümseyişlerden bir gülümseyiş beğenip iliştiriyorum yüzüme. Tökezlemeleri sekmelere çeviriyorum. Sürçersem, uyaklar arayıp sürçmeyi bir şarkı yapıyorum. Kendimi, günün gereğine
Sayfa 22·Kitabı okudu
Ben de sizin gibi çok fazla araba kullanıyorum. Çok fazla şey satın alıyor, bunların gereğinden fazlasını elimde tutuyor, birçoğunu da atıyorum. Kendimi ve çocuklarımı fazlasıyla şımartıyorum. Çok fazla su, enerji ve hava tüketiyor, çok fazla alan işgal ediyorum. Kısacası varoluşum , gezegenin kaldırabileceğinden fazlasına mal oluyor. Bu ne ahlaki bir eleştiri , ne de suçluluk duygusundan kaynaklanan bir vicdan azabı; sadece bir durum tespiti. Ve bu durumun yol açtığı sonuçlar apaçık ortada, hatta artık tüm olumsuz etkilerini hissedebileceğimiz kadar yakınımızda . Hem kendi geleceğim hem de çocuklarımın geleceği için değişmem gerektiğini biliyorum. Ama buna rağmen -tuhaf olan da bu zaten- sizin gibi ben de değişemiyorum . Soyut bir bilgi uğruna konfordan, rahatlıktan ve hazdan vazgeçemiyorum. Elimden gelmiyor.