Jean-Jacques Rousseau’nun çocuk eğitimi ile ilgili biz okurlara bıraktığı değerli bir kitap: Émile
Çocuk eğitimi üzerine olan kitap, sanki bizim yaptığımız hataları görüp özellikle Türk halkına yazılmış gibi adeta. Çocukluktan nokta atışıyla başlıyor. Bebekleri kundağa sarıp onların el kol hareketlerini kısıtlamak, onların özgürlüğünü kısıtlamaktır diyor. Bunun sonucunda işte o büyüyen bebekler, yani bizim neslimiz; özgürlüğü kısıtlandığı için ya özgüveni eksik kalmış kişilerden; ya da anlamı çözülemeyen bir gergin yapıya sahip insanlardan oluşuyor. Tabi ki bir kişilik, karakter tek bir hareket ile belirlenemez, ama bu husus etkenlerden yalnızca birisi. Bebek kendine zarar vermesin diye onu kat kat beze hapsetmek nasıl bir mantık ve adettir, anlamak çok güç.
“Benim oğlum/kızım büyüyünce doktor olup beni iyi edecek…” Bir başka yapılan yanlış da çocukların geleceğini kendi isteklerimize göre belirlemeye çalışmak. O çocuklar ya büyüdüğünde gerçekten doktor olabiliyor ama hastasını azarlayan mutsuz bir doktor olarak kalıyor. Ya da doktor olamayıp hasta olup tüm topluma zarar veriyor. Verdiğim örnek tamamen benzetme amaçlıdır. Bu durum da biziz toplumuzda sıkça rastlayabileceğiniz bir özelliktir, etrafımıza baktığımızda rahatlıkla görebiliriz. Yazar, çocuk yetiştirmede en önemli hususun, çocukları özgür bırakmak olduğunu defaatle vurguluyor. “Onu tek başına özgür bırakın ve kendisine hiçbir şey söylenmeden nasıl davranacağını görün, yapacaklarını ve bunları nasıl yapacağını düşünün”
“Bak İrfan Amca’nın oğlu Serkan’a, Türkiye 49.su olmuş…” Diğerleri ile kıyaslama, yine en çok yapılan işlerden. Yazar bununla ilgili duruma da şu cümlesi ile noktayı koymuş: “Hiçbir zaman başka çocuklarla kıyaslamayın, yarışlarda bile rakip olmamalı: Ben yalnızca kıskançlık ya da gurur yüzünden