Efendim özlü sözler ve ulvi hikayeler ile süslü bu kitaptan bahsetmeden önce ben de sizlere yazarın adının hikayesini anlatayım. Yazarımız Karadeniz Bölgesine bir geziye çıkıyor, burada insanlara felsefi hikayeler anlatırken patika yoldan aşağı düşüp hafızasını kaybediyor. Onu yerde gören Karadeniz halkı ona “İyi misun, adın ne , sen kimsun?” Şeklinde sorular soruyor. Kimsun, kimsun, sen kimsun derken zaman içinde yazarın adı Kinsun olarak kalıyor.
Bu saçma hikayeyi niye anlattın şimdi diye sorabilirsiniz, ki haklısınız da. Çünkü kitap gerçekten bu saçmalıkta ve okunması pek de gerekli olmayan kişisel gelişim kitapları serisinde başı çeker bence. Öncelikle ben kitapla ilgili çok araştırma yapmadan okumaya başladım ve Uzak Doğu menşeili bir kitap sandım fakat yazar Türk çıktı. Bu da yazarın başarısı, çünkü benim gibi okur olmamalı. Sazan gibi atlarsam yazarın da beni kandırmasına kızmamam lazım.
Yine de kitap kitaptır diyerek başladım okumaya. Birbiriyle alakasız özlü sözler, basit hikayeler, edebi başarısızlık… Kitapta hepsi toplanmış. Bunların hepsi olabilir, elbette bir yazar başarısız olabilir, sonrasında kendisini geliştirir veya başka kitap yazmaz. Fakat işin içine ticari menfaat girince olay değişiyor. Tamamen ticari kaygı ile yazılmış bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Okuru bir yerden yakalarım amacıyla yazılan cümleler bolca yer almakta kitapta. Mesela; “Ve unutma, herkes kendine layık gördüğü kadar mutluluğa sahip olur. Sen kendine neyi layık görüyorsun?” Bu ne şimdi? Kişisel gelişimle alakalı yalandan da olsa bir çözüm üretmeyen, bana göre motivasyon arttırıcı özelliği de olmayan bomboş bir söz. Yani bu cümle ile mi motive olacak insan? Gerçekten enteresan.
Devam edelim. “Sorunlar çözülmediği sürece zaten bıraktığınız yerde sizi bekliyor olacaklar.” Vay be