Pandora’nın Kutusu’nda yazar Osamu Dazai’nin bizlere seslendiği edebiyat türü, günümüzde kullanılmayan, mazide kalan bir iletişim aracı: “Mektup”
Hani bazen diyoruz ya eskinin insanları ne kadar saygılı, düzgün Türkçe kullanıyor diye. İşte bunun sebeplerinden biridir mektup yazmak. Çünkü insanlar birbiriyle iletişime geçerken, yani birine mektup yazıp hal hatır sorarken edebiyat yapıyordu, sanat yapıyordu aslında. Günümüzde olduğu gibi “nbr, sa, jjjpuhaha, gibi anlamı olmayan, hatta kelime bile olmayan ifadelerle iletişim kurmuyordu eskiden insanlar. Halini hatrını anlatırken gününün tasvirini yapar, ailesinin hasletlerini yazıya döker, günlük nitelikli uzun mektuplar alınırdı kaleme.
Kitaplaşmayan türlü türlü mektup vardır ülkemizde ve dünyada sayfalarca. Çünkü iletişime geçmek zordu ve kimse mektubuna ben iyiyim senden naber diyip nokta koymazdı. Bir haftalık, belki de daha uzun bir süreci anlatan durum tasvirleri yapmak zorunda kalırdı. Edebiyat demode oldu, insanlar okusa bile sadece okudum demek için okumaya başladı, sosyal medyada hatta burada yani 1K’da çayla kahveyle kitap okurken fotoğraf paylaşmak için okuyormuş gibi yapmaya başladı, yazarlık vasfına sahip olma gibi bir gayret içinde olmayan kişilerin yazdığı kitapları okuya okuya edebiyatın böyle bir şey olduğu sanılmaya başlandı…
Bu yazdıklarımla kendimce mektubun önemini anlatmaya çalıştım. Yazar da bizlere duygu ve düşünceleri mektuplaşan karakterler yoluyla anlatmış bu kitabında. Genç insanların dilinden seslense de bizlere, cümlelerinde ölüm isteği ve umutsuzluk girdabı, en iyimser kitabı olarak adlandırılan bu eserde de yer almakta. Örneğin: “İnsan, ölümle tamamlanır. Yaşarken herkes eksiktir.” gibi. Bunun sebebini anlamamız için de yazarın özgeçmişini okumamız yeterli. Defalarca intihara teşebbüs etmiş,
“İnsanın küçüklüğünde nasıl bir eğitim alacağı o insanın tüm yaşamını belirler. Bu yüzden eğitime veren kişilerin daha seçkin olması gerektiğini düşünüyorum”
“Bence de. Sadece alacağı maaşı düşünen insanlarla olmaz bu iş “