“Az önce seni öldürmeye kalkışacak kadar
azgınlaşan bir sürüyü nasıl oluyor da
sevebiliyorsun, anlamıyorum doğrusu.”
“O, Fletch. Sevilen o değil ki. Kin ve
kötülüğü elbette sevemezsin. Her martıda
gerçek martıyı görmeye çalışmalı, her birinin
içindeki iyiyi bulup çıkarmalı ve bunu onlara da
göstermelisin. Gerçek sevgi budur işte. Onu bir
kez tattın mı, vazgeçemezsin.
Bir kuş anımsıyorum, genç ve delidolu bir
kuş. Adı Fletcher Lynd’di. Yeni kovulmuştu ve
sürüsüyle ölümüne savaşmaya hazırdı. Öte
yandan, uzak kayalıklarda zehir kusan
cehennemini kuruyordu. O şimdi burada kendi
cennetini kuruyor ve sürüyü de peşinden
sürüklüyor.”
“Sizler, kendinizi kanat uçlarınızdan tırnak uçlarınıza değin düşüncelerinizin sınırlandırdığı bir beden olarak görüyorsunuz” dedi.
Martı Jonathan.
“Oysa düşüncelerinize vurulan zinciri koparın, o
zaman bedeninizin de özgürlüğe kavuştuğunu
göreceksiniz.”
Bir gün arkadaşına, “Sully” dedi, “geri
dönmeliyim. Öğrencilerim iyi yetiştiler, yeni
gelecek olanları yetiştirmen için sana yardımcı
olurlar.”
Sullivan içini çekti, üzülmüştü. Ama
tartışmaya girmedi. Yalnızca, “Seni çok
özleyeceğim Jonathan,” diyebildi.
Jonathan, “Utan Sully,” dedi serzenişle.
“Lütfen aptalca davranma. Bugüne değin
öğrendiklerimizi unutmuş gibisin. Eğer
dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o
yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı
olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep
aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın
içindeyiz. Böylece her an için birlikte
olacağımızı düşünmedin mi?”