“Sonuç” tek başına bir hedef olamaz... “Süreç” de sonuca dahildir çünkü insan zaten yoldayken büyür, final çizgisinde birdenbire gelişmez. O final ipini göğüsleyip ustalıklarıyla zirvelere çıkanlar da uzun yollar boyunca büyüyüp gelişerek geldiler. Zirvede birden bire çiçek açmadılar.
Yaşam yolculuğunda kaç saat ders çalıştığının bir önemi yok!
Dersi nasıl dinlediğinin ve ne kadar anladığının bir önemi var.
Kaç adım yol gittiğinin bir önemi yok!
Terlemekten ne anladığının bir önemi var.
Kaç para kazandığının bir önemi yok!
Kime ne kazandırdığının bir önemi var...
Ne zaman öleceğinin bir önemi yok!
Hayatı nasıl yaşadığının bir önemi var.
Sonuç odaklı yaşayan insanoğlu, ne yazık ki sürece verilen emeğin sonucu değiştireceğini ya unutmuş ya hatırlamak bile istemiyor.
Çünkü yeni çağ, bir hız çağı...
Üstelik kısa süreli sonuçların çağı...
Dinleyen insan öğrenir, dinleyen insan neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğinin kararını alabilir, dinleyen insanın muhakeme gücü gelişir, dinleyen insan bilinçlenir, büyür, gelişir, dönüşür ve en önemlisi de düşünme sanatını kavrar. Düşünmek de sadece zihnin bir hüneri değildir zira... Kalbin de dinlemeye çekilip geleni anlama ve kabul etme süreci vardır. Kalbin de bir karar alma yetisi vardır.
Sağlıklı bir kulak her şeyi duyar ama yine de dinlemeyi beceremeyebilir. Dinlemek, yalnızca kulakla değil, aynı zamanda beyinle, odakla, hisle, algıyla, hazır olmakla, gönülle, bilgelikle, sakinlikle, yavaşlıkla ve yine bilgiyle ilgilidir. Dolayısıyla tasavvufta dinleyicilik de bir tür ustalıktır. Öğrenmek ve gelişmek ister.