Tanner de, her Batı Avrupalı sanatçının yaptığı gibi, kişisinin kurtuluşunu, mutluluğunu aşka, tutkuya bağlıyor. Batı'da yaygın bir düşünce ve yaşam anlayışı bu. Bireyin çıkmazı intihar, ama mutlu olmak, kendini kurtarmak istiyorsa, sıkı sıkıya gerçek aşkı bulmasının gerekliliği. Ya da bireysel boşluk, anlamsızlık.
İnsanlık tarihi kadar eski olan bu ürkütücü konuya ancak Peter Weiss'ın iki cümlesini yansıtmakla değineceğim: "Dünya savaşları Avrupa'nın öldürme kültüründen doğmuştur."... "Kasım ayında zeytinler toplanır. İnsanları ayıran olgular karşısında birleştiren olgular giderek çoğalıyor. O halde neden savaş?" (Not Defterleri).
Bu vesileyle tarihte, en azından başlangıçta, Katolik Hristiyanlığın demokrasiyi -ve insan haklarını- kabul etmekteki isteksizliğinin, Yahudi veya Müslüman köktendincilerinin demokrasiye -ve insan haklarına- karşı gösterdikleri güvensizlikten daha az olmamış olduğuna dikkati çekelim.