Bugün hiç kimse devletin insanların bazı hakları, örneğin yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, özgürlük hakkı, düşünme ve düşündüğünü ifade etme hakkı, örgütlenme hakkı vb. üzerinde herhangi bir müdahale yetkisi, tasarruf hakkı olduğunu kabul etmez. Temel haklar, temel insan hakları, doğal insan hakları gibi çeşitli kavramlarla adlandırılan bu haklar, modern demokratik devletlerin anayasalarının girişinde teker teker sayılır ve devletin görevinin, varlık nedeninin, ereğinin bu hakları güvence altına almak olduğu, onun bu haklar alanına hangi nedenle olursa olsun müdahale etme yetkisine sahip olmadığı belirtilir.
Siyasal iktidar, bireyin ruhunun kurtuluşu konusunda onun kendisinden daha fazla bilgiye ve ilgiye sahip olamaz. Kısaca dinî inançlar, felsefî görüşler vb. siyasal iktidarın veya devletin ilgi ve yetki alanında değildirler. Devletin amacı yurttaşların canlarını, özgürlüklerini, mallarını korumaktır; onların öbür dünyadaki kurtuluşları ile ilgilenmek onun üstüne vazife değildir.
Paranın ortaya çıkması ile insanlar kendi ihtiyaçları için değil, pazar için üretmeye başlamışlar; bu ise insanları eskiden olduğundan çok daha yoğun ve karmaşık ilişkilere sokmuştur.