İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve ilgilerine muhtaçtılar. Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi, 'birtakım yabancılar beslemek'ti
Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan kader saydığı şeyleri kabule her zaman hazır.
Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, âdeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o benim için bütün insanlığın simgesiydi.
Niçin hayatta önüme çıkan her yeni yola adım atmaktan bu kadar çekiniyor, her yaklaşan insanı bana kötülük yapmaya geliyormuş gibi endişe ile karşılıyordum? Bazen kendimi bir müddet için unuttuğum, bir insanda kendime yakın taraflar bulduğum oluyordu. Fakat kafama çıkmaz bir şekilde yerleşmiş olan o korkunç hüküm, anında kendini gösteriyor: "Unutma, unutma, unutma ki o sana daha yakındı... Buna rağmen böyle yaptı..." diye beni gerçeğe davet ediyordu.