Bazı gereksinimlerin zamanı oluyor hayatta. O zaman geçince giderilmemiş ihtiyacın yerini karanlık bir ağırlık alıyor. Yokluk boşluğa, boşluk ağırlığa dönüşüyor. Sonra artık ne yapsan başa dönülemiyor.
Galiba zamanın göreceliği en çok aşkta, savaşta, bir de hastalıkta ortaya çıkıyor. Dünyanın kalanı için akrep üç aşağı beş yukarı benzer şekilde soksa da, bu üç grupta ayakta kalmaya çalışanlar için zehrini başka türlü akıtıyor. Ölüm anının bir ömrü hatırlamaya yetecek kadar uzun sürmesini ya da sevgiliyle geçen bir saatin bir dakika, ondan ayrı bir dakikanın bir yıl gibi hissedilmesini nasıl açıklar insan yoksa?